<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Raşit Tunca'nın Makaleleri]]></title>
		<link>/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - ]]></description>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 23:48:31 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43449</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 16:51:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43449</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178369335220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178369335220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında</span></span><br />
<br />
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir, kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an-ı Kerim'de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.<br />
<br />
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder: "Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta, sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".<br />
<br />
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir: “...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût, 45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini anlamamızda birer ışık kaynağıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. En Hayırlı Amel</span></span><br />
<br />
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Allah ile Beraberlik</span></span><br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim. Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın ne denli büyük olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Zikir Meclisleri</span></span><br />
<br />
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Gafiller Arasında Zikreden</span></span><br />
<br />
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.” Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen, gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kalbin Cilâsı</span></span><br />
<br />
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir eylem olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Diri ile Ölü Misali</span></span><br />
<br />
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât; Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse ve Hikayeler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b. Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu. Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir." buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü</span></span><br />
<br />
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152) ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cennet Ehlinin Pişmanlığı</span></span><br />
<br />
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde</span></span><br />
<br />
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah (s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî). Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip olduğunu gösterir.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini tefekkür etmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an-ı Kerim’de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin kaynağıdır:<br />
<br />
    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)<br />
<br />
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:<br />
<br />
    "Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)<br />
<br />
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:<br />
<br />
    "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:<br />
<br />
    "Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.), ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini, derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha kazançlısını haber vereyim mi?"<br />
<br />
    Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,<br />
<br />
    Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisseli Kıssalar:</span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)</span></span><br />
<br />
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu. Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:<br />
<br />
    "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)<br />
<br />
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir zikirdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Dervişin Ekmek Torbası</span></span><br />
<br />
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış. Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:<br />
<br />
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"<br />
<br />
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:<br />
<br />
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç oynatmayanlardan daha zenginim ben."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar. Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler</span></span><br />
<br />
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:<br />
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları<br />
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.<br />
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.<br />
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca vurgulanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’ân’da Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)<br />
<br />
Bir başka ayette ise:<br />
<br />
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)<br />
<br />
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda, makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerde Zikir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:<br />
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”<br />
<br />
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:<br />
<br />
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi? Allah’ı zikretmektir.”<br />
<br />
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayetlerle Zikir</span></span><br />
<br />
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:<br />
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”<br />
<br />
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:<br />
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”<br />
<br />
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:<br />
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”<br />
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan, günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.<br />
<br />
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura ulaştırır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O, kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa, diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.<br />
<br />
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında boğulmaktan kurtarır.<br />
<br />
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...<br />
<br />
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri, hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.<br />
<br />
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems,10.07.2026<br />
<br />
DeepSeek Gemini Chat GPT</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178369335220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178369335220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında</span></span><br />
<br />
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir, kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an-ı Kerim'de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.<br />
<br />
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder: "Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta, sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".<br />
<br />
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir: “...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût, 45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini anlamamızda birer ışık kaynağıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. En Hayırlı Amel</span></span><br />
<br />
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Allah ile Beraberlik</span></span><br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim. Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın ne denli büyük olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Zikir Meclisleri</span></span><br />
<br />
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Gafiller Arasında Zikreden</span></span><br />
<br />
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.” Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen, gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kalbin Cilâsı</span></span><br />
<br />
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir eylem olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Diri ile Ölü Misali</span></span><br />
<br />
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât; Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse ve Hikayeler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b. Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu. Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir." buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü</span></span><br />
<br />
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152) ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cennet Ehlinin Pişmanlığı</span></span><br />
<br />
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde</span></span><br />
<br />
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah (s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî). Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip olduğunu gösterir.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini tefekkür etmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an-ı Kerim’de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin kaynağıdır:<br />
<br />
    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)<br />
<br />
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:<br />
<br />
    "Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)<br />
<br />
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:<br />
<br />
    "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:<br />
<br />
    "Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.), ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini, derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha kazançlısını haber vereyim mi?"<br />
<br />
    Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,<br />
<br />
    Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisseli Kıssalar:</span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)</span></span><br />
<br />
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu. Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:<br />
<br />
    "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)<br />
<br />
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir zikirdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Dervişin Ekmek Torbası</span></span><br />
<br />
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış. Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:<br />
<br />
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"<br />
<br />
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:<br />
<br />
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç oynatmayanlardan daha zenginim ben."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar. Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler</span></span><br />
<br />
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:<br />
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları<br />
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.<br />
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.<br />
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca vurgulanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’ân’da Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)<br />
<br />
Bir başka ayette ise:<br />
<br />
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)<br />
<br />
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda, makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerde Zikir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:<br />
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”<br />
<br />
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:<br />
<br />
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi? Allah’ı zikretmektir.”<br />
<br />
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayetlerle Zikir</span></span><br />
<br />
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:<br />
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”<br />
<br />
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:<br />
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”<br />
<br />
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:<br />
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”<br />
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan, günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.<br />
<br />
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura ulaştırır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O, kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa, diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.<br />
<br />
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında boğulmaktan kurtarır.<br />
<br />
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...<br />
<br />
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri, hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.<br />
<br />
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems,10.07.2026<br />
<br />
DeepSeek Gemini Chat GPT</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seher Vaktinin Zamanı, Önemi ve Meridyenler ile  Zamanı Ne Zamandır Hesaplanması]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43430</link>
			<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:04:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43430</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782916133290.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782916133290.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN ÖNEMİ VE MERİDYENLER ARASI ZAMAN HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN TANIMI VE ZAMAN DİLİMİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti</span></span>, gecenin son bölümünde, sabah namazı vaktinin başlangıcından güneşin doğuşuna kadar olan zaman dilimidir. Astronomik olarak önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i kâzib</span></span> (yalancı fecir) denilen dikey ve geçici bir kızıllık oluşur. Ardından ufuk çizgisi boyunca yatay olarak yayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i sâdık</span></span> (doğru fecir) beyazlığı başlar. İşte bu fecr-i sâdık ile birlikte <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sabah namazı vakti</span></span> girer ve seher vakti başlamış olur. Bu vakit, ortalığın aydınlandığı ancak güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR'AN'DA VE HADİSLERDE SEHER VAKTİ</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de seher vakti özel olarak zikredilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâriyât Suresi 15-18. ayetlerde</span></span> takva sahipleri şöyle anlatılır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır... Gecelerin az bir kısmında uyurlardı. Ve seher vakitlerinde tövbe edip mağfiret dilerlerdi."</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerde</span></span> ise seher vaktinde istiğfar edenler övülür: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun bükenler, hayra harcayanlar ve seherlerde tövbe edip bağışlanma dileyenlerdir."</span><br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allah her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve şöyle buyurur: 'Mülkün sahibi benim! Kim bana dua ederse ona cevap veririm. Kim benden isterse ona veririm. Kim bana istiğfar ederse onu bağışlarım. Tan yeri ağarıncaya kadar bu böylece devam eder.'"</span> Bu hadis, seher vaktinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilahî rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açıldığını</span></span> gösterir.<br />
Resulullah (s.a.v.) ayrıca: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Fecir vaktinde iki rekat namaz dünya ve içindekinden hayırlıdır"</span> buyurmuş, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sahur yapınız. Şüphesiz sahurda bereket vardır"</span> diyerek bu vaktin maddi ve manevi bereketine dikkat çekmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MERİDYENLER ARASI SEHER VAKTİ HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
Seher vakti, dünya üzerinde bulunulan <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meridyene göre değişir</span>.</span> Güneş'in doğuş ve batış saatleri coğrafi konuma bağlı olduğu için, bir meridyende seher vakti yaşanırken diğer meridyende ikindi vakti yaşanabilir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel kural:</span> </span>Güneş gündüz açısına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45° batıya</span></span> geldiğinde, yani ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki (doğudaki) meridyenlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">seher vaktidir</span></span>. Bizden önceki (batıdaki) meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45°'lik açıya geldiğinde, yani onlarda ikindi vakti başladığında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur.</span></span><br />
Bu durum şu anlama gelir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir meridyende ikindi vakti yaşanırken, diğer meridyende seher vakti yaşanabilir.</span></span> Batıda ve doğuda iki tarafta da seher, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş'in doğuşuna kadar devam eder.</span> </span>Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti sürer. Bu, yeryüzünde seher vaktinin hiç kesilmediği, adeta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kesintisiz bir dua ve istiğfar zinciri</span></span> oluştuğu anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEHER VAKTİNİN FAZİLETİ VE İBADET HAYATINDAKİ YERİ</span></span><br />
<br />
Seher vakti <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">teheccüt namazı, vitir namazı, istiğfar, tövbe, dua ve Kur'an okumak</span> </span>için en faziletli zamandır. Tasavvuf büyüklerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cüneyd-i Bağdâdî'nin</span></span> vefatından sonra rüyada görülüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Rabbim sana neyle muamele etti?"</span> diye sorulduğunda, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Dünyadaki tüm zahiri ameller bir yana, seher vaktinde kıldığım o iki rekatçık namaz bir yana"</span> diyerek bu vaktin gizli hazinesine işaret etmesi, seher vaktinin eşsiz kıymetini açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KENDİ BÖLGENİZDE SEHER VAKTİNİ HESAPLAMA</span></span><br />
<br />
Bulunduğunuz yerdeki seher vakitlerini hesaplamak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a></span> sitesini kullanabilirsiniz. Menüden <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonne &amp; Mond"</span> seçeneğini, ardından <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonnenzeiten"</span> (Güneş saatleri) bölümünü seçin ve şehrinizi girin. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonnenaufgang</span></span> (Güneş doğuşu) seher vaktinin bitişini gösterir. Bundan önceki aydınlanma süreci seher vaktidir. Daha hassas hesaplama için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güneş yüksekliği -18° ile -6° arası</span></span> (astronomik tan ile sivil tan arası) aralığı dikkate alınır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti, sadece takvimlerde bir zaman dilimi değil, ilahi rahmetin indiği, duaların kabul olduğu, tövbelerin makbul sayıldığı müstesna bir andır.</span></span> Coğrafi konuma göre değişen bu vakit, aslında dünyanın her yerinde aynı manevi atmosferi taşır. Bu vesileyle, seher vakitlerimizi ihya etmeyi, Kur'an ve sünnetin övdüğü bu zaman dilimini ganimet bilmeyi Rabbimiz cümlemize nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Zikirlerinde Seher Vaktinin Yeri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı'nda Seher Zikri</span></span><br />
<br />
Bazı tarikat geleneklerinde seher vakti, zikir ve evrad için özel bir öneme sahiptir. Metinde belirtilen Raşidi Tarikatı'na göre:<br />
<br />
    Normalde "Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh" zikri (71 defa) 29. ve 30. Bab'da okunur.<br />
    Ancak bu zikir, seher vaktinde veya ikindi vaktinde okunursa 14. Bab'da okunur.<br />
    Eğer zikir sabah namazından sonra (yani seher vaktinde) çekiliyorsa, 14. Bab'dan sonra 29. ve 30. Bab'a gerek yoktur.<br />
    Ama zikir gündüz vakti veya güneş doğduktan sonra okunacaksa yine 29. ve 30. Bab'dan okunur.<br />
<br />
Bu uygulama, seher vaktinin manevi atmosferinin diğer vakitlerden farklı olduğunu ve bu vakitte yapılan ibadetlerin farklı bir makamda değerlendirildiğini gösterir.<br />
Âli İmrân 16-17 ve 14. Bab<br />
Tarikat zikrindeki 14. Bab'da okunan ayetler, tam olarak seher vaktini öven Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerdir:<br />
"Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr."<br />
Bu ayetler, seher vaktinde tövbe edip mağfiret dileyenlerin övüldüğü ayetlerdir. Dolayısıyla bu vakitte bu ayetleri okuyarak zikir yapmak, ayetlerin ruhuna uygun düşer.<br />
Namaz Öncesi ve Sonrası İstiğfar<br />
Metinde ayrıca 5 vakit namazın hemen öncesinde ve sonrasında sağ elin sol memenin altına (kalp hizasına) getirilerek 12 defa "Estağfirullah" denilmesi, 13. defada elin yumruk yapılarak söylenmesi tavsiye edilir. Bu uygulama, namazdaki kusurlara tövbe etmek ve günahlardan arınmak içindir.<br />
Her gece yatağa girmeden önce de 3 defa:<br />
"Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel kayyume ve etubü ileyh"<br />
denilmesi önerilir. Bu, seher vaktinde yapılan istiğfarın bir ön hazırlığı gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktini Değerlendirme Yolları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapılabilecek İbadetler</span></span><br />
<br />
    Teheccüt Namazı: Gecenin son üçte birinde kılınan bu namaz, seher vaktine denk getirildiğinde çok faziletlidir.<br />
    Vitir Namazı: Gecenin son namazı olan vitir, seher vaktinde kılındığında sünnete uygun olur.<br />
    İstiğfar ve Tövbe: Kur'an'ın övdüğü bu vakit, tövbe etmek ve bağışlanma dilemek için en uygun zamandır.<br />
    Dua: Hadiste belirtildiği gibi, bu vakitte yapılan dualar kabul olur.<br />
    Kur'an Okumak: Seher vakti, Kur'an tilaveti için sessiz ve huzurlu bir zamandır.<br />
    Sahur Yapmak: Oruçlu olunmasa bile, bu vakitte bir şeyler yemek berekettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Hazırlık</span></span><br />
<br />
Seher vaktine ulaşabilmek için:<br />
<br />
    Gecenin erken saatlerinde uyumak,<br />
    Uyanmak için niyet etmek,<br />
    Uyandığında hemen abdest almak,<br />
    O vakti ibadetle geçirmeye azmetmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu vakitte uyanıp teheccüd ve vitir namazlarını kıldığı, ardından sahur yaptığı bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bulunduğunuz Yerdeki Seher Vakitlerini Hesaplama</span></span><br />
<br />
<br />
Seher vakti, fecr-i kâzib (yalancı fecir) dediğimiz gökyüzünde bir kızıllık hasıl olur. Bundan sonra bir beyazlık olur ki, buna fecr-i sadık denir. Bu fecr-i sadık, yani doğru fecir zamanında sabah namazı vakti başlar. İşte seher denilen vakit, bu fecr-i sadık zamanından, ortalığın aydınlandığı fakat güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar olan süredir.<br />
<br />
Zamanın döngüselliği sayesinde her an bir yerde güneş doğuyor, bir yerde batıyordur ve her an bir yerde sabah seher vaktidir, bir yerde ikindi vakti girmiştir. Öyle olunca tasavvuf ehli, zikir ve evradlarını sabah seher vaktinde ve ikindi vaktinde okumaya gayret etmişler ve kendileri yaptıkları gibi müntesiplerine de tavsiye etmişlerdir. Bu kutsal zaman aralıklarını zikir ve evrad için kullanmayı önemsemişlerdir.<br />
<br />
Bizim meridyende ikindi vakti, güneş batmaya yüz tutmuşken, diğer meridyende sabah olmak üzre, ve güneş doğmak üzeredir, ve bizdeki ikindi vakti, diğer meridyenin seher vaktidir, ve bizden önceki meridyenlerin ikindi vakti de, bizim seher vaktimizdir, öyle olunca ikindi va sabah hep biryerlerde seher vaktidir.<br />
<br />
"Bizde, bizim meridyende, Güneş gündüz açısına 45° batıya geldiğinde, yani bizde ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki meridyenlerde seher vaktidir. Aynı şekilde, bizden önceki meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45 derecelik açıya geldiği zamanki meridyende, yani onlarda ikindi vakti başladığında, bizde de bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur. Batıda ve doğuda iki tarafta da bu, Güneş'in doğuşuna kadar devam eder. Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti devam eder."<br />
<br />
Bu resimlere bakın ve<br />
<br />
Bu sayfaya girip gösterdiğim gibi yaparak bulunduğunuz yeri hesaplatabilirsiniz<br />
<br />
<a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910265530.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910265530.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910270050.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910270050.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910274350.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910274350.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910284220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910284220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910289620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910289620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910294420.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910294420.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910299950.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910299950.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923722650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923722650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923726360.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923726360.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923731450.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923731450.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910344650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910344650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910348830.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910348830.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782918425640.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782918425640.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910353170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910353170.png]" class="mycode_img" /><br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur'an-ı Kerim (Zâriyât Sûresi, Âli İmrân Sûresi)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tirmizî, Namaz, 326</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nesâî, Sıyâm, 18-19</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ahmed b. Hanbel, III/367</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbn Mace, Sıyâm, 22</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Başağaçlı Raşit Tunca, Raşidi Tarikatı Zikir Evradı</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan, Schrems, 20 Nisan 2019</span><br />
</li>
</ul>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782916133290.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782916133290.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN ÖNEMİ VE MERİDYENLER ARASI ZAMAN HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN TANIMI VE ZAMAN DİLİMİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti</span></span>, gecenin son bölümünde, sabah namazı vaktinin başlangıcından güneşin doğuşuna kadar olan zaman dilimidir. Astronomik olarak önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i kâzib</span></span> (yalancı fecir) denilen dikey ve geçici bir kızıllık oluşur. Ardından ufuk çizgisi boyunca yatay olarak yayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i sâdık</span></span> (doğru fecir) beyazlığı başlar. İşte bu fecr-i sâdık ile birlikte <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sabah namazı vakti</span></span> girer ve seher vakti başlamış olur. Bu vakit, ortalığın aydınlandığı ancak güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR'AN'DA VE HADİSLERDE SEHER VAKTİ</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de seher vakti özel olarak zikredilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâriyât Suresi 15-18. ayetlerde</span></span> takva sahipleri şöyle anlatılır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır... Gecelerin az bir kısmında uyurlardı. Ve seher vakitlerinde tövbe edip mağfiret dilerlerdi."</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerde</span></span> ise seher vaktinde istiğfar edenler övülür: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun bükenler, hayra harcayanlar ve seherlerde tövbe edip bağışlanma dileyenlerdir."</span><br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allah her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve şöyle buyurur: 'Mülkün sahibi benim! Kim bana dua ederse ona cevap veririm. Kim benden isterse ona veririm. Kim bana istiğfar ederse onu bağışlarım. Tan yeri ağarıncaya kadar bu böylece devam eder.'"</span> Bu hadis, seher vaktinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilahî rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açıldığını</span></span> gösterir.<br />
Resulullah (s.a.v.) ayrıca: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Fecir vaktinde iki rekat namaz dünya ve içindekinden hayırlıdır"</span> buyurmuş, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sahur yapınız. Şüphesiz sahurda bereket vardır"</span> diyerek bu vaktin maddi ve manevi bereketine dikkat çekmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MERİDYENLER ARASI SEHER VAKTİ HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
Seher vakti, dünya üzerinde bulunulan <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meridyene göre değişir</span>.</span> Güneş'in doğuş ve batış saatleri coğrafi konuma bağlı olduğu için, bir meridyende seher vakti yaşanırken diğer meridyende ikindi vakti yaşanabilir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel kural:</span> </span>Güneş gündüz açısına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45° batıya</span></span> geldiğinde, yani ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki (doğudaki) meridyenlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">seher vaktidir</span></span>. Bizden önceki (batıdaki) meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45°'lik açıya geldiğinde, yani onlarda ikindi vakti başladığında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur.</span></span><br />
Bu durum şu anlama gelir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir meridyende ikindi vakti yaşanırken, diğer meridyende seher vakti yaşanabilir.</span></span> Batıda ve doğuda iki tarafta da seher, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş'in doğuşuna kadar devam eder.</span> </span>Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti sürer. Bu, yeryüzünde seher vaktinin hiç kesilmediği, adeta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kesintisiz bir dua ve istiğfar zinciri</span></span> oluştuğu anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEHER VAKTİNİN FAZİLETİ VE İBADET HAYATINDAKİ YERİ</span></span><br />
<br />
Seher vakti <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">teheccüt namazı, vitir namazı, istiğfar, tövbe, dua ve Kur'an okumak</span> </span>için en faziletli zamandır. Tasavvuf büyüklerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cüneyd-i Bağdâdî'nin</span></span> vefatından sonra rüyada görülüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Rabbim sana neyle muamele etti?"</span> diye sorulduğunda, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Dünyadaki tüm zahiri ameller bir yana, seher vaktinde kıldığım o iki rekatçık namaz bir yana"</span> diyerek bu vaktin gizli hazinesine işaret etmesi, seher vaktinin eşsiz kıymetini açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KENDİ BÖLGENİZDE SEHER VAKTİNİ HESAPLAMA</span></span><br />
<br />
Bulunduğunuz yerdeki seher vakitlerini hesaplamak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a></span> sitesini kullanabilirsiniz. Menüden <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonne &amp; Mond"</span> seçeneğini, ardından <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonnenzeiten"</span> (Güneş saatleri) bölümünü seçin ve şehrinizi girin. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonnenaufgang</span></span> (Güneş doğuşu) seher vaktinin bitişini gösterir. Bundan önceki aydınlanma süreci seher vaktidir. Daha hassas hesaplama için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güneş yüksekliği -18° ile -6° arası</span></span> (astronomik tan ile sivil tan arası) aralığı dikkate alınır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti, sadece takvimlerde bir zaman dilimi değil, ilahi rahmetin indiği, duaların kabul olduğu, tövbelerin makbul sayıldığı müstesna bir andır.</span></span> Coğrafi konuma göre değişen bu vakit, aslında dünyanın her yerinde aynı manevi atmosferi taşır. Bu vesileyle, seher vakitlerimizi ihya etmeyi, Kur'an ve sünnetin övdüğü bu zaman dilimini ganimet bilmeyi Rabbimiz cümlemize nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Zikirlerinde Seher Vaktinin Yeri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı'nda Seher Zikri</span></span><br />
<br />
Bazı tarikat geleneklerinde seher vakti, zikir ve evrad için özel bir öneme sahiptir. Metinde belirtilen Raşidi Tarikatı'na göre:<br />
<br />
    Normalde "Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh" zikri (71 defa) 29. ve 30. Bab'da okunur.<br />
    Ancak bu zikir, seher vaktinde veya ikindi vaktinde okunursa 14. Bab'da okunur.<br />
    Eğer zikir sabah namazından sonra (yani seher vaktinde) çekiliyorsa, 14. Bab'dan sonra 29. ve 30. Bab'a gerek yoktur.<br />
    Ama zikir gündüz vakti veya güneş doğduktan sonra okunacaksa yine 29. ve 30. Bab'dan okunur.<br />
<br />
Bu uygulama, seher vaktinin manevi atmosferinin diğer vakitlerden farklı olduğunu ve bu vakitte yapılan ibadetlerin farklı bir makamda değerlendirildiğini gösterir.<br />
Âli İmrân 16-17 ve 14. Bab<br />
Tarikat zikrindeki 14. Bab'da okunan ayetler, tam olarak seher vaktini öven Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerdir:<br />
"Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr."<br />
Bu ayetler, seher vaktinde tövbe edip mağfiret dileyenlerin övüldüğü ayetlerdir. Dolayısıyla bu vakitte bu ayetleri okuyarak zikir yapmak, ayetlerin ruhuna uygun düşer.<br />
Namaz Öncesi ve Sonrası İstiğfar<br />
Metinde ayrıca 5 vakit namazın hemen öncesinde ve sonrasında sağ elin sol memenin altına (kalp hizasına) getirilerek 12 defa "Estağfirullah" denilmesi, 13. defada elin yumruk yapılarak söylenmesi tavsiye edilir. Bu uygulama, namazdaki kusurlara tövbe etmek ve günahlardan arınmak içindir.<br />
Her gece yatağa girmeden önce de 3 defa:<br />
"Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel kayyume ve etubü ileyh"<br />
denilmesi önerilir. Bu, seher vaktinde yapılan istiğfarın bir ön hazırlığı gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktini Değerlendirme Yolları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapılabilecek İbadetler</span></span><br />
<br />
    Teheccüt Namazı: Gecenin son üçte birinde kılınan bu namaz, seher vaktine denk getirildiğinde çok faziletlidir.<br />
    Vitir Namazı: Gecenin son namazı olan vitir, seher vaktinde kılındığında sünnete uygun olur.<br />
    İstiğfar ve Tövbe: Kur'an'ın övdüğü bu vakit, tövbe etmek ve bağışlanma dilemek için en uygun zamandır.<br />
    Dua: Hadiste belirtildiği gibi, bu vakitte yapılan dualar kabul olur.<br />
    Kur'an Okumak: Seher vakti, Kur'an tilaveti için sessiz ve huzurlu bir zamandır.<br />
    Sahur Yapmak: Oruçlu olunmasa bile, bu vakitte bir şeyler yemek berekettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Hazırlık</span></span><br />
<br />
Seher vaktine ulaşabilmek için:<br />
<br />
    Gecenin erken saatlerinde uyumak,<br />
    Uyanmak için niyet etmek,<br />
    Uyandığında hemen abdest almak,<br />
    O vakti ibadetle geçirmeye azmetmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu vakitte uyanıp teheccüd ve vitir namazlarını kıldığı, ardından sahur yaptığı bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bulunduğunuz Yerdeki Seher Vakitlerini Hesaplama</span></span><br />
<br />
<br />
Seher vakti, fecr-i kâzib (yalancı fecir) dediğimiz gökyüzünde bir kızıllık hasıl olur. Bundan sonra bir beyazlık olur ki, buna fecr-i sadık denir. Bu fecr-i sadık, yani doğru fecir zamanında sabah namazı vakti başlar. İşte seher denilen vakit, bu fecr-i sadık zamanından, ortalığın aydınlandığı fakat güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar olan süredir.<br />
<br />
Zamanın döngüselliği sayesinde her an bir yerde güneş doğuyor, bir yerde batıyordur ve her an bir yerde sabah seher vaktidir, bir yerde ikindi vakti girmiştir. Öyle olunca tasavvuf ehli, zikir ve evradlarını sabah seher vaktinde ve ikindi vaktinde okumaya gayret etmişler ve kendileri yaptıkları gibi müntesiplerine de tavsiye etmişlerdir. Bu kutsal zaman aralıklarını zikir ve evrad için kullanmayı önemsemişlerdir.<br />
<br />
Bizim meridyende ikindi vakti, güneş batmaya yüz tutmuşken, diğer meridyende sabah olmak üzre, ve güneş doğmak üzeredir, ve bizdeki ikindi vakti, diğer meridyenin seher vaktidir, ve bizden önceki meridyenlerin ikindi vakti de, bizim seher vaktimizdir, öyle olunca ikindi va sabah hep biryerlerde seher vaktidir.<br />
<br />
"Bizde, bizim meridyende, Güneş gündüz açısına 45° batıya geldiğinde, yani bizde ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki meridyenlerde seher vaktidir. Aynı şekilde, bizden önceki meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45 derecelik açıya geldiği zamanki meridyende, yani onlarda ikindi vakti başladığında, bizde de bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur. Batıda ve doğuda iki tarafta da bu, Güneş'in doğuşuna kadar devam eder. Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti devam eder."<br />
<br />
Bu resimlere bakın ve<br />
<br />
Bu sayfaya girip gösterdiğim gibi yaparak bulunduğunuz yeri hesaplatabilirsiniz<br />
<br />
<a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910265530.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910265530.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910270050.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910270050.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910274350.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910274350.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910284220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910284220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910289620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910289620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910294420.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910294420.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910299950.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910299950.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923722650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923722650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923726360.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923726360.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923731450.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923731450.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910344650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910344650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910348830.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910348830.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782918425640.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782918425640.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910353170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910353170.png]" class="mycode_img" /><br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur'an-ı Kerim (Zâriyât Sûresi, Âli İmrân Sûresi)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tirmizî, Namaz, 326</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nesâî, Sıyâm, 18-19</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ahmed b. Hanbel, III/367</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbn Mace, Sıyâm, 22</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Başağaçlı Raşit Tunca, Raşidi Tarikatı Zikir Evradı</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan, Schrems, 20 Nisan 2019</span><br />
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43406</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:24:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43406</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824127470.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824127470.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birsi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazana toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güüne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824127470.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824127470.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birsi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazana toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güüne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43405</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:22:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43405</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824047260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824047260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili Bir Karoglan Makalesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824047260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824047260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili Bir Karoglan Makalesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43404</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:19:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43404</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823921270.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823921270.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Alllahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmsi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823921270.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823921270.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Alllahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmsi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43403</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:17:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43403</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178182379570.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178182379570.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti - Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bütün Hak Tarikatlar, Kemala giden, Kemaline Ermişlige Giden yolda, Yaptirdiklari Seyri Sülük yolculugunda, Sofi ve Müridlerini, Bu Yolda Zikir ve Rabita yolu ile terbiyet ederek, tekamül yolunu secmişler.<br />
Peki Zikirin rolü nedir burada? ve zikirde önce "Allah" zikrini ele almiş, ve sonra baziliarida Letaiflerin Zikrini ele almişlar, ve  mesala Nakşibendi Tarikatina intisab eden,  yeni başlayan brine 5000 Allah zikiri cekeceksin günde diyor. peki  Bu sistemde, Allah sağırmı, duymazmiki, bir insan, Allah a  kendini duyurmak için 5000 kere "Allah" desin. Birak 5000 i, 100 bin "Allah" Zikri cekenler var günde, peki Allah sağırmı ki, duyuramiyorsun Allaha.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad halaknâl insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu, ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KAF Suresi 16. ayet )</span><br />
<br />
Halbuki Allah bize, şah damarimizdan daha yakin, o senin her nefesinden bile haberdar iken, peki nedir bu zulum, 5000 kere Allah demek, ben temsili misal : Ahmetten bir bardak su istiyecek olsam, Ahmet e Ahmet in isimini 5000 kere söyleyipdemi isterim suyu, yoksa bir seslendim duymadi, bir defa daha ona duyurcak kadar bagiririm, ve ona duyururum isterim, peki nerden cikdi bu 5000 Allah zikri? yada 50 000 veya 100 000 Allah zikri<br />
peki bunlar safsatami, uydurukmu? yoksa alimlerece test  edilmiş şeylermi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym AHZAB Suresi 41. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى  إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى  وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى  فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى  سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى  وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى  لَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى  ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى  قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Se nukriuke fe lâ tensâ. İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehra ve mâ yahfâ. Ve nuyessiruke lil yusrâ. Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. Se yezzekkeru men yahşâ. Ve yetecennebuhâl eşkâ. Ellezî yaslân nâral kubrâ. Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Kad efleha men tezekkâ. Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Kur’ân’ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın. Ancak (bu) Allah’ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir. Ve kolay gelmesi için Biz (O’nu), sana kolaylaştıracağız.O halde,  fayda verecek zikri zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah’a karşı huşû duyan kişi seninle birlikte zikir yapacaktır (ve Zakir olup tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecektir). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak. Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz. Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve (o nefsini tezkiye edecek olan kimse) Rabbinin İsmi’ni zikredip ve de namaz kılsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'LA Suresi 6 dan 15. ayete kadar, 15 dahil)</span><br />
<br />
öyleki gecen haftalarda anlattigimiz "Allah" Esmasinin Ebced Degeri, yani sayisal degeri, frekans degeri 66 dir. ve öyleki günde 5000 Allah cekmeye başlayan biri yeni acemi sofi 5000X66=330 000 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – DERECE – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç derece eder? 359999971 derece/sn yapar.<br />
1 derece kaç megahertz eder? 0.0000000027 mhz yapar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – HERTZ – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç hertz eder? 1000000 hz yapar.<br />
1 hertz kaç megahertz eder? 0.000001 mhz yapar.<br />
<br />
ve 66 demek bir "Hertz" demekdir, yani kalbin bir birim frekensina Hertz diyoruz, Hertz Demek kalp frekansi demekdir, Kalbin bir Defa Allah demesidir. ve sen kalpden 5000 Allah dedin, 5000 Allah zikri ceken bir sofi 330 000 Hertz freknasindan yayin yapip, yayin aliyor demek olur, ve oda 0,3030 Megahertz eder, <br />
<br />
Mesela Avusturya FM Radyosu Hitradio Ö3,  " 88,3 Megahertz" den yayin yapiyor <br />
<br />
yani öyle olunca, sen En basit hali ile, kainat ile iletişim haline gectiginde, ilk acemi amatör radyocu yayini ile 0,3030 megahertzden yayin alip veriyorsun, peki 100 000 Allah ceken bir kimse ise 100 000x66=6 600 000 Hertz yapar, onuda Megahertze cevirirsek<br />
6 600 000/1 000 000 = 6,6 Megahertz eder yani o kimsenin kalbi artik 6,6 mehgahertzden yayin alip, yayin yapar, yani hangi melek grubu hangi frekansdan alip verir biliyormusun sen?  bilmiyorsun, peki letaif zikri nedir, artik dahada yüksek zikir, mesala kalp ve ruh ve hafa ahfa vardir  o baştaki ayette gecen hafi yani gizli denilen yer, yani hafa cakrasini caliştiran bir sofi, artik bu rakami 4 e katlamiş olur, yani 4x6,6=26,4 megahertzden yayin yapmaya ve almaya başlar, yani öyle olunca <br />
zikirde sayi mühimdir, ve en kolay zikirin birimi 66 dir, ve bir hertzdir işde ve Allah in diger isimleri ve kurandaki diger zikir olan ayetlerin frekansi ise, onlar hep ayri bir frekans biriminden yayin alip yayin yapar.<br />
<br />
Ve insan nefsin mertebelerinde kemal dercesini yükselttikce, bir üst melek grbunun frekans alanaina girer, ve oradan onlarin, o nun kemala ermsi için yardım niteligindeki ilhamlarini duymaya başlar, ve onlarin dogrultusunda hareket edip, duruma uygun tedbirini alip, ve yanliş yapmazsa, bir üst zikir grubuna yükselir, ve artik bir üst melek grubunun frekans  araligina girmeye başlar,  o zikre devam ettikcede, bir üst melek grubunun frekansindan duyar, ve onlar ile mülakat edebilir.<br />
ve bazi esmalarin ebced degeri, sayisal frekans araligi <br />
<br />
ya Rahman = 298 ya Kavîy= 116<br />
ya Semi = 180 ya Müta’âlî= 551<br />
ya Hakk=108 ya Kuddûs= 170<br />
ya Bâtın= 62 ya Adl= 104<br />
ya Rahîm= 258 ya Metin= 500<br />
gibi her esmanin ebced degeri, yani frekans araligi farklidir, ve farkli bir melek grubuna taalluk eder. her esmanin ayri bir melek  grubu oldugu gibi, birde  nasil biz isim olarak esmalari dünyada, insanlara isim koymakda isek, aynen cinlerde, ayni esmalari isim olrak koymakdalar, ve öyle olunca mesala Abdurahman bizlerin koydugu isim oldugu gibi, ayni ismi cinlerde koydugu için, o esmanin frekans araligini girilnce, ayni frekans araliginda o cin taifeside yer almakda, öyle olunca bunlar sufli veya ulvi olabilir. işde insan o zikri cekdikce o frekans araligina girer, ve fakat o aralikda, o aralagi kullanan, korsan kullanan bu cinler ve şeytanlar taifeside vardir, öyle olunca, işde zikir cekdikce insan, ulvi ruhlarin, yani meleklerin sesini duymamaya başladigi gibi, o frekans üzerinden korsan yayin yapan şeytanlarida duymaya başlar, onlar ise seni dogru yoldan alip saptirmak üzere ayarlilardir. o yüzden adimlari cok dikkatle atmak gerekir yani. şeriatin zahirine uymayan her hal ve ilham ve ve his,  ulvi bir ruhden geliyor olabilcegi gibi, sufli ve habis bir ruhdanda geliyor olabilir, burda devreye giren ise, bir zikirin 40 hassasi veya havasi olabilir, amma bunlar mesala bir cismin rengi, kokusu, boyu, eni , 2d hali , 3d hali, üsten perspektif, altan perspektif, aydinlkdaki hali, karanlikdaki hali, yaz mevsimi ve sicakdaki hali, kiş mevsimindeki ve sogukdaki hali gibi 40 hassasi olsa, sen bunlardan hangisini elde etmek için o zikre talipsin, o muhim, yani mesala insan ekmek firinina ya ekmek almak için, yada börek cörek almak için, yada ekmek yapmak için, yada satmak için,.. gidiyor olabilir, amma firina elektrik faturasi ödemek için gitmez degilmi,  bu bir misal, yani eger sana o zikir araliginda gelen ilham işde böyle, o zikirin havasinin ve hassalarinin dişinda bir mucize ve keramete taalluk ediyorsa, bu yani 10 tl verip jaguar araba almak gibi birşeyse, o zaman bu sufli bir ruhun, seni saptirmak için kullandigi bir yem olabilir, ancak baligi ve fareyi avlamak için, en sevdgi lokma önüne yem olarak konulurki, cazip olup, onu almak  yada yemek, ona cazip gelsin, ve sonunda kapana kisilip yakalansin, öldürelebilsin degilmi, işde sufli ruhlarda senin imani calip bedenine hükmetmek isterlerki, kendilerinin bir bedeni olmadigi için, senin bedenini istedikleri gibi kullabilmek için, önce senin bedenindeki senin hükmünü iptal etmeleri lazimdir, ve sen onlarin emrine harfiyyen uymaya başlayinca, sen sanirsinki ha elimden mucize meydana geldi, yada keremet meydana geldi, halbuki hepsi istidracdir, sufli habis ruhalrin oluşturdgu durumlardir, artik senin imanini caldiklari için onlar kendi menfeatleri dogrultusunda, senin bedenini kullanmakdalardir, yoksa senin bedeninden o haller zuhur etmez yani.<br />
<br />
<img src="https://imageman.eu/2018/Q4/Vaaz/Letaif-Merkezleri.JPG" loading="lazy"  alt="[Resim: Letaif-Merkezleri.JPG]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Her bir Letaifin merkezi, farkli yerdedir, ve o melek grubunun sesini duydugunda, yani  Ruh Letaifini,  nefsini kemala erdirmiş bir ruh duyabilir, yani cigerinin sesini duymaya başlamak ve öyleki, kötü ruh, iyi ruh kimdir bakinca hemen o kimseye malum oluverir, yani artik o insani cigerinden, akcigerinden tanimaya başlar, bir digeri mideden bilir, yani ne yiyor, ne iciyor helalmi harammi yiyor, nefsi levvame, o sadece  temizler ve pisler, birde helaller haramlar ve şüphelileri ayirt edebilirse, artik midesinin sesini, mide meleklerininin sesisini duymaya başlar, işde midenin sesini duymak için, önce şeriata uyacak, ve sonra helale harama dikkat edecek, sonra temiz ve semiz şeyler yiyip icecek, ve sonra şüphelilerdende kacacak, ve namazina ve zikirinede devam edecek, ve frekans boyutu mide meleklerinin boyutuna ulaşinca, artik ona bakinca, veya tadinca, ne temiz, ne helal, ne haram, ne şüpheli ayirt edebilcek, bir organ verilir, yani hisleri ve bedeni onun bunlari hissetmeye başlar, ve haram girince bedene, namazlar, zikirler sekteye ugrar,  ve eger dogrulari yapiyorsa, bir ileri yürür ve şüpheliler ise gaflet verir, ve bunu ayirt edebilcek bir insan olunca, işde midesi onunla konuşuyor demekdir, ve o zaman işde, o kötü bir iş yapinca, farkeder, bu kötü ve yanliş demeye başlar, ve vicdani calişir hale gelir, vicdanli bir insan olur......<br />
yine mülhime nefse cikan artik dalaginin sesini duymaya başlar, dalak midenin komutanidir, midenin üstüne yapişikdir,  neler kan olcak neler kan olmaycak ayirt eden organ, ve yani kan ise kara cigerde imal edilir, ve kara cigere gidecek yolculari tespit eden organ demekdir, yani ne ekşi, ne tatli bilen organ, ekşiler safra kesesine, tatlilar kara cigere gidecekdir, ve bu organin melekerinin sesini duyunca, artik insan ilhamlanmaya başlar, ve artik tatli insan, aydinlik insan, aydinlik ulvi ruh, veya karanlik ekşi sufli ruh, ve yiyecek ayirt edilir, ve onlarin vücutta yada kainatta gidecegi yer ve yol bellidir,  ekşi ve karanlik olanlar, safraya oradanda bübrekler, ve oradanda ferc uzvuna incekdir, ve ciş olarak atilcakdir eger sufli ise, eger ulvi ise safra kesesinde karar kilcakdir. ve tatli olanlar ise, ya ulvi ise ciger, kara cigere gidecek, ve orada kan halini alacakdir, veya kötülerden ise, mideden alinip kalin barsaklar  ve defi hacet olarak atilcakdir.  ve  karacigerin sesini marziye makamina cikanlar duyar, raziye makami ise safra kesesinin sesinim duymaya başlar, ve kainat, insan bedeninde derc olmuş ise, ayni yerde, yani kainatin o bölgesindede o melek grubu ikamet etmekdedir, yani hem yukarda aynisi var, hem icde aynisi var,  nefsi safiye ise tezekki olan, temizlenen nefis, yani böbrekler, temizleyici olarak  görev yapar, böbreklerin sesinide safiye makamina cikanlar ve arinan temizlenenler duyar, yani temiz müminler duyar. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
النظافة من الايمان<br />
<br />
En-Nedzafetü minel iman.<br />
<br />
Temizlik imandandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
ve Böbrek Meleklerinin sesini duymaya başlayan bir mümin, temiz ve naif bir mümin olur, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"SIR "</span>cevherinin yükselmesi sonucu yani, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"nefsi safiyeye"</span> yükselen bir kimse bu sesleri frekans düzeyini işitebilir, ondanda sonrasi ise, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"hafa"</span> cevheri ve letaifi, yani o da karaciger meleklerinin sesi, artik ondan sonra kandaki hücrelerin sesini duyabilcek kivamdaki kimse, kim dost, kim düşman ayirt edebilen bir yapidaki kimseler. Kimler Allah askeri olacak ,kimler olmaycak ayirt edildigi nokta, ve diyorki yukardaki ayette,  sana onu biz okutacagiz, ve ögretecigiz ki, artik bir daha unutmayacaksin, yani hafa meleklerinin sesini duymaya başlayan bir insan, artik duydugunu ögrendigini artik bir daha unutmayan insanlar olur unutsa bile ona hatirlatilr, yani extern festplattede hepsi kayitli, yani öyle olunca, hafa cevherini yani letaifini caliştirabilen bir sofi, artik<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> levhi mahfuzdan</span>, ana hafiza kartindan okumasini ögrenen sofi olur, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ayeti kerimelerdeki Levhi mahfuz ise şöyle tenimlanir</span><br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ra'd Suresi, 39)</span><br />
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da olan Ana kitaptadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Zuhruf Suresi, 4)</span><br />
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kaf Suresi, 4)</span><br />
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadid Suresi, 22)</span><br />
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Abese Suresi, 13)</span><br />
Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 14)</span><br />
Katiplerin ellerinde.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 15)</span><br />
(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 16)</span><br />
Levh-i Mahfuz'dadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buruc Suresi, 22)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ  فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bel huve kur’ânun mecîdun.  Fî levhın mahfûz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır). Kaybolmayan korunmuş iyi muhafaza edilen bir levhada(Festpalettede merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır) kayıtlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BURUC Suresi 20 ve 21. ayet)</span><br />
<br />
artik herşey orada yazili, orayi okuyan artik bilgiye merkezden ulaşir, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">nefsi marziye</span> yani Allahin razi oldugu kullar ve askerler, yani kan askerleri, hangi meyvayi yiyince, o meyva kan olcak mi,  yahut hangisi olmayacak, onlarin karari artik cigerdedir, yani bir sofi Allah askeri yani,  canini malini, ibadetlerini Allah rizasi için yapabilcek feda edebilcek kimsemi? degilmi ayirt edilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178182379570.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178182379570.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti - Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bütün Hak Tarikatlar, Kemala giden, Kemaline Ermişlige Giden yolda, Yaptirdiklari Seyri Sülük yolculugunda, Sofi ve Müridlerini, Bu Yolda Zikir ve Rabita yolu ile terbiyet ederek, tekamül yolunu secmişler.<br />
Peki Zikirin rolü nedir burada? ve zikirde önce "Allah" zikrini ele almiş, ve sonra baziliarida Letaiflerin Zikrini ele almişlar, ve  mesala Nakşibendi Tarikatina intisab eden,  yeni başlayan brine 5000 Allah zikiri cekeceksin günde diyor. peki  Bu sistemde, Allah sağırmı, duymazmiki, bir insan, Allah a  kendini duyurmak için 5000 kere "Allah" desin. Birak 5000 i, 100 bin "Allah" Zikri cekenler var günde, peki Allah sağırmı ki, duyuramiyorsun Allaha.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad halaknâl insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu, ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KAF Suresi 16. ayet )</span><br />
<br />
Halbuki Allah bize, şah damarimizdan daha yakin, o senin her nefesinden bile haberdar iken, peki nedir bu zulum, 5000 kere Allah demek, ben temsili misal : Ahmetten bir bardak su istiyecek olsam, Ahmet e Ahmet in isimini 5000 kere söyleyipdemi isterim suyu, yoksa bir seslendim duymadi, bir defa daha ona duyurcak kadar bagiririm, ve ona duyururum isterim, peki nerden cikdi bu 5000 Allah zikri? yada 50 000 veya 100 000 Allah zikri<br />
peki bunlar safsatami, uydurukmu? yoksa alimlerece test  edilmiş şeylermi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym AHZAB Suresi 41. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى  إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى  وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى  فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى  سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى  وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى  لَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى  ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى  قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Se nukriuke fe lâ tensâ. İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehra ve mâ yahfâ. Ve nuyessiruke lil yusrâ. Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. Se yezzekkeru men yahşâ. Ve yetecennebuhâl eşkâ. Ellezî yaslân nâral kubrâ. Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Kad efleha men tezekkâ. Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Kur’ân’ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın. Ancak (bu) Allah’ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir. Ve kolay gelmesi için Biz (O’nu), sana kolaylaştıracağız.O halde,  fayda verecek zikri zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah’a karşı huşû duyan kişi seninle birlikte zikir yapacaktır (ve Zakir olup tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecektir). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak. Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz. Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve (o nefsini tezkiye edecek olan kimse) Rabbinin İsmi’ni zikredip ve de namaz kılsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'LA Suresi 6 dan 15. ayete kadar, 15 dahil)</span><br />
<br />
öyleki gecen haftalarda anlattigimiz "Allah" Esmasinin Ebced Degeri, yani sayisal degeri, frekans degeri 66 dir. ve öyleki günde 5000 Allah cekmeye başlayan biri yeni acemi sofi 5000X66=330 000 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – DERECE – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç derece eder? 359999971 derece/sn yapar.<br />
1 derece kaç megahertz eder? 0.0000000027 mhz yapar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – HERTZ – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç hertz eder? 1000000 hz yapar.<br />
1 hertz kaç megahertz eder? 0.000001 mhz yapar.<br />
<br />
ve 66 demek bir "Hertz" demekdir, yani kalbin bir birim frekensina Hertz diyoruz, Hertz Demek kalp frekansi demekdir, Kalbin bir Defa Allah demesidir. ve sen kalpden 5000 Allah dedin, 5000 Allah zikri ceken bir sofi 330 000 Hertz freknasindan yayin yapip, yayin aliyor demek olur, ve oda 0,3030 Megahertz eder, <br />
<br />
Mesela Avusturya FM Radyosu Hitradio Ö3,  " 88,3 Megahertz" den yayin yapiyor <br />
<br />
yani öyle olunca, sen En basit hali ile, kainat ile iletişim haline gectiginde, ilk acemi amatör radyocu yayini ile 0,3030 megahertzden yayin alip veriyorsun, peki 100 000 Allah ceken bir kimse ise 100 000x66=6 600 000 Hertz yapar, onuda Megahertze cevirirsek<br />
6 600 000/1 000 000 = 6,6 Megahertz eder yani o kimsenin kalbi artik 6,6 mehgahertzden yayin alip, yayin yapar, yani hangi melek grubu hangi frekansdan alip verir biliyormusun sen?  bilmiyorsun, peki letaif zikri nedir, artik dahada yüksek zikir, mesala kalp ve ruh ve hafa ahfa vardir  o baştaki ayette gecen hafi yani gizli denilen yer, yani hafa cakrasini caliştiran bir sofi, artik bu rakami 4 e katlamiş olur, yani 4x6,6=26,4 megahertzden yayin yapmaya ve almaya başlar, yani öyle olunca <br />
zikirde sayi mühimdir, ve en kolay zikirin birimi 66 dir, ve bir hertzdir işde ve Allah in diger isimleri ve kurandaki diger zikir olan ayetlerin frekansi ise, onlar hep ayri bir frekans biriminden yayin alip yayin yapar.<br />
<br />
Ve insan nefsin mertebelerinde kemal dercesini yükselttikce, bir üst melek grbunun frekans alanaina girer, ve oradan onlarin, o nun kemala ermsi için yardım niteligindeki ilhamlarini duymaya başlar, ve onlarin dogrultusunda hareket edip, duruma uygun tedbirini alip, ve yanliş yapmazsa, bir üst zikir grubuna yükselir, ve artik bir üst melek grubunun frekans  araligina girmeye başlar,  o zikre devam ettikcede, bir üst melek grubunun frekansindan duyar, ve onlar ile mülakat edebilir.<br />
ve bazi esmalarin ebced degeri, sayisal frekans araligi <br />
<br />
ya Rahman = 298 ya Kavîy= 116<br />
ya Semi = 180 ya Müta’âlî= 551<br />
ya Hakk=108 ya Kuddûs= 170<br />
ya Bâtın= 62 ya Adl= 104<br />
ya Rahîm= 258 ya Metin= 500<br />
gibi her esmanin ebced degeri, yani frekans araligi farklidir, ve farkli bir melek grubuna taalluk eder. her esmanin ayri bir melek  grubu oldugu gibi, birde  nasil biz isim olarak esmalari dünyada, insanlara isim koymakda isek, aynen cinlerde, ayni esmalari isim olrak koymakdalar, ve öyle olunca mesala Abdurahman bizlerin koydugu isim oldugu gibi, ayni ismi cinlerde koydugu için, o esmanin frekans araligini girilnce, ayni frekans araliginda o cin taifeside yer almakda, öyle olunca bunlar sufli veya ulvi olabilir. işde insan o zikri cekdikce o frekans araligina girer, ve fakat o aralikda, o aralagi kullanan, korsan kullanan bu cinler ve şeytanlar taifeside vardir, öyle olunca, işde zikir cekdikce insan, ulvi ruhlarin, yani meleklerin sesini duymamaya başladigi gibi, o frekans üzerinden korsan yayin yapan şeytanlarida duymaya başlar, onlar ise seni dogru yoldan alip saptirmak üzere ayarlilardir. o yüzden adimlari cok dikkatle atmak gerekir yani. şeriatin zahirine uymayan her hal ve ilham ve ve his,  ulvi bir ruhden geliyor olabilcegi gibi, sufli ve habis bir ruhdanda geliyor olabilir, burda devreye giren ise, bir zikirin 40 hassasi veya havasi olabilir, amma bunlar mesala bir cismin rengi, kokusu, boyu, eni , 2d hali , 3d hali, üsten perspektif, altan perspektif, aydinlkdaki hali, karanlikdaki hali, yaz mevsimi ve sicakdaki hali, kiş mevsimindeki ve sogukdaki hali gibi 40 hassasi olsa, sen bunlardan hangisini elde etmek için o zikre talipsin, o muhim, yani mesala insan ekmek firinina ya ekmek almak için, yada börek cörek almak için, yada ekmek yapmak için, yada satmak için,.. gidiyor olabilir, amma firina elektrik faturasi ödemek için gitmez degilmi,  bu bir misal, yani eger sana o zikir araliginda gelen ilham işde böyle, o zikirin havasinin ve hassalarinin dişinda bir mucize ve keramete taalluk ediyorsa, bu yani 10 tl verip jaguar araba almak gibi birşeyse, o zaman bu sufli bir ruhun, seni saptirmak için kullandigi bir yem olabilir, ancak baligi ve fareyi avlamak için, en sevdgi lokma önüne yem olarak konulurki, cazip olup, onu almak  yada yemek, ona cazip gelsin, ve sonunda kapana kisilip yakalansin, öldürelebilsin degilmi, işde sufli ruhlarda senin imani calip bedenine hükmetmek isterlerki, kendilerinin bir bedeni olmadigi için, senin bedenini istedikleri gibi kullabilmek için, önce senin bedenindeki senin hükmünü iptal etmeleri lazimdir, ve sen onlarin emrine harfiyyen uymaya başlayinca, sen sanirsinki ha elimden mucize meydana geldi, yada keremet meydana geldi, halbuki hepsi istidracdir, sufli habis ruhalrin oluşturdgu durumlardir, artik senin imanini caldiklari için onlar kendi menfeatleri dogrultusunda, senin bedenini kullanmakdalardir, yoksa senin bedeninden o haller zuhur etmez yani.<br />
<br />
<img src="https://imageman.eu/2018/Q4/Vaaz/Letaif-Merkezleri.JPG" loading="lazy"  alt="[Resim: Letaif-Merkezleri.JPG]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Her bir Letaifin merkezi, farkli yerdedir, ve o melek grubunun sesini duydugunda, yani  Ruh Letaifini,  nefsini kemala erdirmiş bir ruh duyabilir, yani cigerinin sesini duymaya başlamak ve öyleki, kötü ruh, iyi ruh kimdir bakinca hemen o kimseye malum oluverir, yani artik o insani cigerinden, akcigerinden tanimaya başlar, bir digeri mideden bilir, yani ne yiyor, ne iciyor helalmi harammi yiyor, nefsi levvame, o sadece  temizler ve pisler, birde helaller haramlar ve şüphelileri ayirt edebilirse, artik midesinin sesini, mide meleklerininin sesisini duymaya başlar, işde midenin sesini duymak için, önce şeriata uyacak, ve sonra helale harama dikkat edecek, sonra temiz ve semiz şeyler yiyip icecek, ve sonra şüphelilerdende kacacak, ve namazina ve zikirinede devam edecek, ve frekans boyutu mide meleklerinin boyutuna ulaşinca, artik ona bakinca, veya tadinca, ne temiz, ne helal, ne haram, ne şüpheli ayirt edebilcek, bir organ verilir, yani hisleri ve bedeni onun bunlari hissetmeye başlar, ve haram girince bedene, namazlar, zikirler sekteye ugrar,  ve eger dogrulari yapiyorsa, bir ileri yürür ve şüpheliler ise gaflet verir, ve bunu ayirt edebilcek bir insan olunca, işde midesi onunla konuşuyor demekdir, ve o zaman işde, o kötü bir iş yapinca, farkeder, bu kötü ve yanliş demeye başlar, ve vicdani calişir hale gelir, vicdanli bir insan olur......<br />
yine mülhime nefse cikan artik dalaginin sesini duymaya başlar, dalak midenin komutanidir, midenin üstüne yapişikdir,  neler kan olcak neler kan olmaycak ayirt eden organ, ve yani kan ise kara cigerde imal edilir, ve kara cigere gidecek yolculari tespit eden organ demekdir, yani ne ekşi, ne tatli bilen organ, ekşiler safra kesesine, tatlilar kara cigere gidecekdir, ve bu organin melekerinin sesini duyunca, artik insan ilhamlanmaya başlar, ve artik tatli insan, aydinlik insan, aydinlik ulvi ruh, veya karanlik ekşi sufli ruh, ve yiyecek ayirt edilir, ve onlarin vücutta yada kainatta gidecegi yer ve yol bellidir,  ekşi ve karanlik olanlar, safraya oradanda bübrekler, ve oradanda ferc uzvuna incekdir, ve ciş olarak atilcakdir eger sufli ise, eger ulvi ise safra kesesinde karar kilcakdir. ve tatli olanlar ise, ya ulvi ise ciger, kara cigere gidecek, ve orada kan halini alacakdir, veya kötülerden ise, mideden alinip kalin barsaklar  ve defi hacet olarak atilcakdir.  ve  karacigerin sesini marziye makamina cikanlar duyar, raziye makami ise safra kesesinin sesinim duymaya başlar, ve kainat, insan bedeninde derc olmuş ise, ayni yerde, yani kainatin o bölgesindede o melek grubu ikamet etmekdedir, yani hem yukarda aynisi var, hem icde aynisi var,  nefsi safiye ise tezekki olan, temizlenen nefis, yani böbrekler, temizleyici olarak  görev yapar, böbreklerin sesinide safiye makamina cikanlar ve arinan temizlenenler duyar, yani temiz müminler duyar. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
النظافة من الايمان<br />
<br />
En-Nedzafetü minel iman.<br />
<br />
Temizlik imandandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
ve Böbrek Meleklerinin sesini duymaya başlayan bir mümin, temiz ve naif bir mümin olur, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"SIR "</span>cevherinin yükselmesi sonucu yani, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"nefsi safiyeye"</span> yükselen bir kimse bu sesleri frekans düzeyini işitebilir, ondanda sonrasi ise, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"hafa"</span> cevheri ve letaifi, yani o da karaciger meleklerinin sesi, artik ondan sonra kandaki hücrelerin sesini duyabilcek kivamdaki kimse, kim dost, kim düşman ayirt edebilen bir yapidaki kimseler. Kimler Allah askeri olacak ,kimler olmaycak ayirt edildigi nokta, ve diyorki yukardaki ayette,  sana onu biz okutacagiz, ve ögretecigiz ki, artik bir daha unutmayacaksin, yani hafa meleklerinin sesini duymaya başlayan bir insan, artik duydugunu ögrendigini artik bir daha unutmayan insanlar olur unutsa bile ona hatirlatilr, yani extern festplattede hepsi kayitli, yani öyle olunca, hafa cevherini yani letaifini caliştirabilen bir sofi, artik<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> levhi mahfuzdan</span>, ana hafiza kartindan okumasini ögrenen sofi olur, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ayeti kerimelerdeki Levhi mahfuz ise şöyle tenimlanir</span><br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ra'd Suresi, 39)</span><br />
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da olan Ana kitaptadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Zuhruf Suresi, 4)</span><br />
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kaf Suresi, 4)</span><br />
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadid Suresi, 22)</span><br />
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Abese Suresi, 13)</span><br />
Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 14)</span><br />
Katiplerin ellerinde.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 15)</span><br />
(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 16)</span><br />
Levh-i Mahfuz'dadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buruc Suresi, 22)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ  فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bel huve kur’ânun mecîdun.  Fî levhın mahfûz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır). Kaybolmayan korunmuş iyi muhafaza edilen bir levhada(Festpalettede merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır) kayıtlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BURUC Suresi 20 ve 21. ayet)</span><br />
<br />
artik herşey orada yazili, orayi okuyan artik bilgiye merkezden ulaşir, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">nefsi marziye</span> yani Allahin razi oldugu kullar ve askerler, yani kan askerleri, hangi meyvayi yiyince, o meyva kan olcak mi,  yahut hangisi olmayacak, onlarin karari artik cigerdedir, yani bir sofi Allah askeri yani,  canini malini, ibadetlerini Allah rizasi için yapabilcek feda edebilcek kimsemi? degilmi ayirt edilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43402</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:15:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43402</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823705370.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823705370.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir</span></span><br />
<br />
Müslümanlık öyle günde 5 vakit namaz ile, 5'er dakikadan, 5 kere 5 = 25 Dakikasını Allah ayırmak ise, onu da zaten, şeytanın delik deşik ettiği 5 dakikalar. Ben namaza durmuşumdur, ama hiçbir zaman namazın içinde duramadım kalamadım, namazdan aklen beynen tefekkür ile çıkmışımdır, Çünkü namazın içinde namazdan çıkıyoruz, etin derdi, budun derdi, çarşının derdi, pazarın derdi,karının derdi , parannın derdi  derken, namazdan hep çıkmışımdır zaten, namazın içindeyken namazdan hep çıkmışımdır, duramamışımdır namazın içinde, eğer ki bu ise insanın Allah'a Müslümanlığı, günde 5 dakikadan 5 kere 5 etti 25, Hatta 2 dakikaya 1 dakikaya düşürdüğümüz namazlar ise, Allah'ımıza ayırdığımız zaman,Allahın bize ayırdığı 24 saatlerin yanında, bizim O na ayırdığımız zaman 5 yada iki dakiklar ise, buysa Müslümanlık, bununla Müslümanlık falan olamaz, Allah'ı hiç unutmayan, her baktığında,gördüğü her şeyde Allah'ı hatırlayan, Allah'ı düşünen, bunda Allah ne diyor diye düşünenlerle, o iki dakika namaz kildim sananlar ayni mi? Allah demek kalbinden, Dilinden hiç durmadan, Allah Allah demek de değil, onlar sadece saatin zembeleğini kurmak gibi  sadece, o 5 dakikalar, saatin zembereğinin kurmak gibi, Yoksa Allah aklından hiç çıkmayan la, sadece günde 5'er dakikasında yada, ikişer Dakikasını Allah için ayıran aynı mı? Aynı mı Sizce? bu mu Müslümanlık? delik deşik olmuş 5 dakika, var mı öyle müslümanlik. Allah aşkına bazen namazlarda bile, kılıyoruz amma dilimiz allah diyor amma, aklımıza hiç Allah gelmemiş, içinde Allah hiç akla gelmiş namazlar  kılıyoruz, bazen ve sadece Selam verip çıkıyorsun namazdan, ne Muhammed'i hatırladık, ne Allah'ı, Sübhaneke Elham diye okuduklarımız var ama, ne Allah hatırladık ne peygamberi, Bende de aynı şey, o 5 dakikaların benim  öyle Allah ile oluyor olsaydı, Namaz ile,  Ben zengin olurdum, yoksa Namaza giriyorum namazdan çıktığım bir oluyor zaten, girdiğimle  aklımın uçup namazdan çıktığı bir oluyor, kafa başka yerlerde. kimin namazı doğruymuş öyle, aklimda Allah tutsam bile zaten, Allah sana bir ömür versin sen 5 dakika, 5 dakikaya ayırabildin, ya neyapalim,  çok çok büyük iş yaptın, yani günde her vakit 5 dakika Allah'a yer verince, 25 dakika ile çok büyük marifet mi yaptın yani, Halbuki Allah baktığında da Allah, oturduğunda Allah, kalktığında  da Allah demek, değilki dilinden  Sübhanallah Elhamdülillah demek değil, yani Allah onda ne Hikmet ne Murat etmiş, onun farkına varabilmek, bir iyilik yapacaksan, gerektiginde o iyiliği yapabilmek, kızman gerektiği zamanda kızmandır, kızlabilmek, yardım gerektiği zaman, yardım edebilmek, bir şey bilmem gerekirse, bilebilmek, öğrenmen gerektiğinde, oturup öğrenebilmek, Yoksa bu 5 dakikalarınla, Müslüman filan olunmaz, oruçta böyle, 30 gün oruç tuttum Ne oldu, Ne oldu, oruç tuttuğunda, Dilini Mi Tuttun, Neyi tuttun, gözünü mü sakındın, gözünü sakınmak nedir zaten, gözünü sakın, hepsi Allah'ın değil mi, Hepsi Allah diyen, hepsi Allah ise la mevcuda illa hu, Allah'tan gayrı bir şey yoksa, baktığın da Allah, tuttuğun da Allah zaten, Allah bizi çıplak yaratmadımı, çıplaklık niye günah olsun, Adem ile Havva cennetten indiklerinde  elbiseleri üzerlerinden düştü deniyor, elbise yapacak neyi vardı Adem'in, ne yaptı da üstüne örttü, Ondan sonra yaprak üstünde durur mu, kimden sakıncak zaten, kim bakıyordu, kimden sakıncak, Dinozorlardan mı sakıncak, üstündeki çıplaklık Kime ayıp, Kime? ayıp ne, Hani burada çıplak olun, hepimiz çıplak eşekler gibi çatışırken üstümüze kıyamet kopsun demek değil bu, ama dini anlayış,  dini nasıl anladık Biz şimdiye kadar, şimdiye kadar biz din ne anladık, çıplaklığı Ne anladık, iyilik ne,  Ayıp ne, ayıp mı, yasak mi, haram mı, içki içme, cumartesi gün çalışma, domuzu yeme, zina etme, bunlardan Ne anladık, yaptırım uygulamak, bir devletin ve yetkili kurumların koydugu yasalarla olur, yasalarla yaptırım yapar ya, o yaptırima uymayana ceza Keser ki, o yaptırım hukuk olsun herkes işlesin o yaptırımi herkes yapsın. Allah'ın yaptırımları da, helaller ve haramlar, farzlar ve sünnetler şeklinde, sünnetleri peygamber koymuş zaten, kırmızıda geçmek yasak, tamam mı, onu anlatmıştık, ardından tırın freni bu kopmuş geliyorsa, kırmızıda geçebilirsen geç, kurtar kendini, yoksa tır ezecek, altına alacak seni. haramdan kasıt nedir, helalden kasıt nedir, namazdan kasıt nedir, insanlık öyle 5 dakikalarını Allah a ayırmak ile insan olunmaz, Müslüman olunmaz, delik deşik 5 dakikalar, kimin namazı delik deşik değil, bana birini göster çıkar, öyle sağlam namazı delik deşik değil olan. Kimmiş o, namazda Allah'ı düşündün, iyide Allah'ı  görmedik, neyini düşünceksiniz, Allah'ı görmüyoruz ki, neyini düşüneceğiz, yüzünü düşünelim, yüzünü görmedik ki, sesini düşünelim, sesini duymadık ki, elini Hatırlasan elini görmedik ki, gözünü hatırlayalım desek, gözünü görmedik, neyini hatırlayacağız da, namazda Allah ile birlikte olacağız, Allah ne o zaman, Allah kim, ne, gözmü, el mi, Değil mi, kulak mı, ses mi, ki namaza giriyoruz, girdiğimiz le birlikte namazdan çıkıyoruz, kafa başka yerlerde, Yani bunlar mı bizi Müslüman edecek, iyi insan edecek, dünyada Müslümanız, Halim  selim insan, elinden kolundan başkasına zarar gelmeyen insan, Yani bu 5 dakikalar mı yapacak bizi Salim kimse, Müslüman kimse, başkasına zarar vermeyen,  başkasının hukukuna girmeyen, hırsızlık etme ki başkasının malına el koyma, dedik işte hakkullah ünvani kime verilmiş, biz verdik  de, O ismi biz verdik, söyledik, bize göre güzel dedik, Salih Aleyhisselam'a bu isim çok güzel yakışıyor, Çünkü Devenin bile su içmeye Hakkı olduğunu savunan insan, yani hayvanların hakkını savunan adam. Deve bir hayvan, hayvan ama, o sudan Devenin de içmeye hakkı var diyerekten iddia eden bir adam, bu o devirde, yani o cahillerin devrinde, bu deveninde hakkı var diyen, ya  bu deve de haftanın 1 günü su içecek demiş, Bunu biz dinde, peygamberler tarihinde, bir dini olan, Salih peygamber oldugunu biliyoruz. Halbuki yaptığı bütün iş, hayvanlarında hakkı olduğunu savunmak, hayvanlar hakkını daha yeni öğreniyoruz, köpeğe tekme atan Bizim milletimiz, daha Salih Aleyhisselam'ın vaktini geçememiş, daha Salih liğe bile erememiş. lan köpeğe tekme atıyor, kediyi  öldürüyor, köpeğin evde yeri ve hakkı yok, kapının dışına koyuyor, Vay Muhammed demiş, köpek evde olmazmış<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
“Köpek, resim ve heykel bulunan eve melek girmez.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed-il Halk: 27; Müslim, Libas: 17)</span></span><br />
<br />
<br />
Halbuki <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. 'Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış' deyip kuyuya indi. Pabucunu çıkanp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı. 'Ey Allah'ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?' diye sordular. 'Her ıslak ciğer sahibine yapılan iyilikten ötürü sevap vardır' buyurdu"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm: b. 41, hd. 153)</span></span><br />
<br />
daha Salih'i geçememiş insanlık, Salih'i Salih'i, ki Muhammed'e gelsin, Muhammed de, köpek eve girmez demiş olsun, yani hakkullah, hakkullah ne? Devenin de hakkı var demek, bu sadece deve ile sınırlı değil, hayvanlarında hakkı var senin hakkın olanlarda, hayvanlarında hakkı var demek. onların hakkını savunan adam, hayvan hakları kanunu çıkaran adam, Bugün daha yeni öğrendi bunları insanlık. Allah'ın  kaç  bin sene önce gönderdiği hayvan hakları yasasını, daha dün  öğrenebildik, hayvanların sevildiğini de mehdi sayesinde  o na baka baka  özendik de öğrendik. Halbuki Allah bunu bize, taaaa Salih Aleyhisselam döneminden beri bize anlattı, bize gönderdi, dedi bu  din dedi, din değil miymiş hayvanlara Saygılı olmak, Salihin dini din değilmiymiş, Allah Allah ya, bu gavur adeti lan, Biz gavur adeti diye biliyoruz, köpekleri onlar eve alıyorlar,  Allah'ın dini imiş  haaaa., inanamadin degilmi haala, hayvanlara Saygı Var mıymış, bunu bile bilemedi insanlar, bilemedide 15 dakikalık namaz ilemi bunlari bilebilcek gayri, bu delik deşik 5 dakika lar mı, bildircek,......<br />
<br />
Zamanımızın alimleri hemen itiraz edeceklerdir, peygamberimizin, köpek giren eve melek girmez hadisini İnkar etti, yalanladı diye. Hani eshab-ı Kehf kıssası anlatılırken, alimler anlatır ki, eshab-ı Kehf'in köpekleri Kıtmir, onları terk edip, onlardan ayrılmadı, ve mağaranın kapısında Kur'an'da geçtiği gibi beklediği için, o da cennete girecek diye anlatılır, rivayet edilir. Peki bunu bu hadisle kıyas ettiğimizde, Cennet temiz ve temiz olanların yeri değil mi, peki Cennete giren bir köpek var iken, senin ev Cennetten daha mı temiz, daha mı Pak  ki? senin eve köpek girmesin. Tamam hayvanların Hakkı da var dedik diye onları da tepemize çıkarmadık, Hak hukuk Her şey yerine göre.  ve şu sıralar bizim bahçedeki Karıncalar Mutfağa yol bulmuş, mutfağı taşınıyorlar, dün öğlenden kalan makarna yemeği vardı, Karnım acıktı, atıştırayım diye makarna tenceresine vardım, karıncanın bir tanesi içine girmiş, hem de kapak kapalıyken, o pis ayaklarıyla, her yerde dolaşıp geldiği ayaklarıyla, makarnanın içinde dolaşıp durur. Bu da onun hakkımı, incitmeyecek miyim ben o karıncayı, bir tencere makarnayı mundar etti,  Çünkü o minicik ayakları da olsa, yerlerde, mikrop olan yerlerde dolaşıp geliyor, ve onunla makarnanın içine girince, benim vücuduma, o taşıdığı Mikroplar da girmiş olacak, bu onun hakkı değil, Allah onlara kırntı lokmaları rızık olarak vermiş,  O bundan ileriye giderse, hakkını hukukunu aşmış olur. ama ben bir zamanlar vaazılarımın birisinde Demiştim ki, ben Pencerenin önüne ekmek kırıntıları döküyorum, ve Allah kuşlara ilham ediyor, Kuşlar gelip benim  pencerenin önündeki ekmek kırıntılarını alıp yiyorlar, ve bunu Facebook'tan attığımda, şiirci Ceyhun almış kabul edip iman etmiş ki, o zaman o da penceresinin Önüne Ekmek parçaları koymuş, Allahu Teala onun ekmek parçalarını da, oradaki bir martıya ilham edip, git senin rızkın Orada demiş, ve Bir Martı gelip yemeye başlamış, Ve bunu Ceyhun Facebook hesabından resimli paylaşıyordu, yazıyordu, ismini de o martının enayi koymuş, enayi geldi, beleş aldı gitti, yedi gitti falan diyordu, öldü mü artık, hala yaşıyor mu, hala muhabbetleri devam ediyor mu bilmiyorum, ama yani bizden öğrendiği bir hikmet ile, O da böyle bir sevaba girmişti, işte artık biz kendi lokmaları mızdan da hayvanlara veriyoruz zaten, Ama Allah'ın ayırdığı bir Hak hukuk var, Evet hakları var artık, ama onlarda cennette, vaktimiz Cennet vakti olduğu için, onlar da iyisini hak ediyorlar artık.<br />
ve Peygamberimiz neden köpek giren eve melek girmez demiş olsun, Evet hadis doğru, inkar etmiyorum, Ama, sebebi ne?  Çünkü Muhammed zamanı senin benim gibi halıfleksi yok Evinde, yerde hurma lifinden yapılmış Hasır var, haliflex olsa bile aynı, yani köpek sokaklarda, mikroplu veya temiz yerlerde dolaşıyor, ve ayakları çıplak ayak dolaşıyor, sen gibi ben gibi, Muhammed'in İpek seccadesi de yok, namaza durduğu zaman, yere seccadesini yazsın da, ağzı burnu mikrop kapmasın, yok ki,seccadesi, Vakit girdi  hasırın  üstünde namaza durdu.<br />
Ve eğer dışarıda mikroplu yerlerde dolaşan bir köpek gelip onun secde edeceği yere basar ise, ne olur, tabii ki Muhammed mikropları da biliyor, hasta olur, hastalık kapar, bu kendisi için de böyle, Ashabı içinde böyle, ve onları da aynı şeyi tavsiye edecek ki, mikrop kapmasın lar, değil mi? mesele bundan ibaret, yoksa bugün benim burada, Avusturya'da, bir komşum var, kış vakti gördüm, Hani kışın dışarılar ıslak ve yağmur çamurlu oluyor ya, işte köpeği var,  tazı cinsi bir köpek, onu gezdirip geliyor, evinin kapısının önü, benim Pencereden gözüküyor, Ve evine girmeden önce, paspas koymuş, köpek paspasa ayaklarını siliyor, öyle giriyor eve. akıllı köpek, öğrenmiş,  hayvanların hepsi Akıllı, deli değiller, anlayabiliyor lar, onlarla konuştuğun zaman, iletişime girebiliyorlar, ve demek istediğini anlıyorlar, nasıl öğretmiş ki bu kadın ona, ayaklarını silmesini, demek ki öğrenebiliyorlar. artık cennetteki köpekler öyle pis köpekler değil diyebiliriz, çünkü onları şampuanla yıkıyoruz, ama sokaklarda yine geziyorlar, aynı şey, yine üzerlerinde de bir bakteri cinsi olduğu, bize zarar verebilecek bir bakteri cinsi olduğu söyleniyor, Yani bir kurtçuk, ve o senin Namaz kıldğıın yerlere yatıp oturdu mu, senin burnundan ağzından İçeri girebilir, ve seni hasta edebilir, O yüzden Muhammed bunu demiş olabilir, fakat bugün Bizler seccade sahipleniriyiz, halı sahipleri, süpürge sahipleriyiz, evlerimiz temizleniyor, ve namaz kıldığımız zaman, namaz kılacağımız yere, ekstradan temiz bir seccade yazıp da, onun üzerinde namaz kılıyoruz, öyle hemen halının neresi müsait, oraya durup namaz kılmıyoruz, O yüzden, o tehlike şu anda biraz azaltılmış vaziyette, ve cennette, vaktimiz de, işte köpeklerde evlerde, Hatta yataklarına bile alanlar var, çünkü yıkamış sabunla şampuanla, tertemiz yapmış, öpüyor seviyor, kucağına alıyor, ha bu köpek olsun, ha maymun olsun, diğer başka bir hayvan olsun, Aynı şey, ve Salih Aleyhisselam işte, hayvanlarında Bizler gibi Hakkı olduğunu, hukuku olduğunu savunan peygamber, ve dini de onun, hayvan hakları savunucusu dini, Bu din miymiş, Evet bu da Allah'ın dinlerinden bir din, senin din Algın ne kardeşim, işte böyle bir şey insanlığın İmar ve memur olması, yeryüzünü imar edip, ve içinde gezen memur olması için, Allah'ın gönderdiği ve öğrettiği bilgiler zincirine Biz Din diyoruz, yoksa Beş vakit namaz, bir ay oruc, Bunlar dinin sadece değişik versiyondaki anlatımları. biz onların ne olduğunu daha hala anlamamışiz. Ama her şeyin aşırısı na gidildiğinde ifrat ve tefrit oluyor işte hayvan haklarında da ifrada kaçılırsa, O zaman işte hani Ataların sözü vardır, <br />
<br />
"yüz verdik ayıya, geldi sıçtı halıya..." <br />
<br />
<br />
diye yani ifrata kaçmadan, aşırı gitmeden, onları sevmek, onlara ve hakkına hukukuna riayet edip, onların da dünyadaki zincirlerden bir zincir olduklarını bilip, onlara hayatlarını devam ettirmeleri, ve soylarını devam ettirmeleri hususunda, yardımcı olmak, hem sevap, hem de Din, Allah'ın dini, yani bize öğretisi demek, Onunla da sen cennetlere erebilirsin, zaten vaktimiz Cennet, bundan daha iyi cennetlere erebilirsin. <br />
bak o zamanalar köpeklere  kedilere, nereye kaka edeceği, belki öğretilmediydi, buda sebelerinden olabilir o hadisin, bu gün kedilere  kum döküyorsun bir kaba, o kedi ortaya etmiyor, öğreniyor, gidip o kuma ediyor kakasını.. velhasıl kelam.<br />
<br />
<br />
Hayvanlar manyak değil, öğrenebiliyorlar, hepsinin aklı var Allah'a şükür..<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam demiş ki Kuranı Kerim'de buyrulan:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (yeniden dirilt hayata getir beas öldükten sonra dirilmek ementüden hatirlayin). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA-129 ayet</span></span><br />
<br />
benim soyumdan öyle birini tekra diriltip gönder ki, insanları Zeki kılsın demiş, ve Evet onun soyundan Mehdi, işte dünyaya geldi, insanları o kadar zeki ve akıllı kılacak, ve insanların aklını uyandıracak ki, ve Mehdi İsa'dan, İsa Mehdi den, ve doğan çocuk konuşacak kadar akıllı olacak, aynen Hz isa gibi, ve isa Efendimiz Mehdi'nin çocuğu olduğu zaman, işte doğar doğmaz, Ben peygamberin diyecek kadar akıllı bir kimse, ve konuşabilecek kadar akıllı bir kimse, ermiş kimse, Yani o kadar sizi uyandıracak ki, doğan çocuklar konuşabilecek, artık şu anda yeni Çocuklar cep telefonu kullanabiliyor, o kadar akıllı, ufak çocuk, 3 yaşındaki çocuk,  cep telefonu kullanmasını biliyor, Şu anda televizyonda gördüm, maymunlar bile, Instagram'ı kullanıyormuş, işte mehdi sizi uyandırıp öyle hale getirecek ki, artık doğan çocuk konuşacak hale gelecek,  Allah kitap demeye başlayacak, ve bunlardan 2 tane örnek var, Birisi Muhammed Aleyhisselam, doğunca ümmeti ümmeti demiş, birisi de Hz isa, ben Allah'ın peygamberiyin demiş. burada peygamberden de daha mi üstün olduğunu iddia ediyor, Bu adam sapıtmış diyecekler, ama dedi ki, o tabanca öyle bir tabanca ki, o tabanca olmazsa, Muhammed de gelmez, İsa da gelmez, isa gelmezse Muhammed de gelmez, öyle olunca, sondan gelip de, ruh halinde iken gelip de, insan meryemden, bir çocuk doğurtan Ruh dedik, ve orada yazdık, bunu İsa efendimizin, neden ruhullah olduğunu da, o peygamberlerin ünvalarında, kısaca değindik, mesele budur yani, çünkü isa efendimizin ruhullah olması, Allah'ın ruhundan üfürmesi ile manasında değildir, oradaki mana, daha insan olmamış, yani gelecekteki bir insanın, yani Mehdi'nin o güne göre gelecekteki bir insan,  Mehdi  gelecekteki Mehdi'nin, daha ruh halinde iken,  insan bedenine girmemiş halinde, ruh halindeyken, getirilip de Meryem'e çocuk bahşetmesi, O yüzden de ruhtan doğan çocuk olmuş, isa Efendimiz, aynı şey, yine Muhammed Aleyhiselamın da aynı bu şekilde gelmesi, bu şekilde, bu halde gelmesi, yani o yüzden ruhullah, ruhtan doğan çocuk. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mayıs 2019 Çarşamba<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823705370.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823705370.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir</span></span><br />
<br />
Müslümanlık öyle günde 5 vakit namaz ile, 5'er dakikadan, 5 kere 5 = 25 Dakikasını Allah ayırmak ise, onu da zaten, şeytanın delik deşik ettiği 5 dakikalar. Ben namaza durmuşumdur, ama hiçbir zaman namazın içinde duramadım kalamadım, namazdan aklen beynen tefekkür ile çıkmışımdır, Çünkü namazın içinde namazdan çıkıyoruz, etin derdi, budun derdi, çarşının derdi, pazarın derdi,karının derdi , parannın derdi  derken, namazdan hep çıkmışımdır zaten, namazın içindeyken namazdan hep çıkmışımdır, duramamışımdır namazın içinde, eğer ki bu ise insanın Allah'a Müslümanlığı, günde 5 dakikadan 5 kere 5 etti 25, Hatta 2 dakikaya 1 dakikaya düşürdüğümüz namazlar ise, Allah'ımıza ayırdığımız zaman,Allahın bize ayırdığı 24 saatlerin yanında, bizim O na ayırdığımız zaman 5 yada iki dakiklar ise, buysa Müslümanlık, bununla Müslümanlık falan olamaz, Allah'ı hiç unutmayan, her baktığında,gördüğü her şeyde Allah'ı hatırlayan, Allah'ı düşünen, bunda Allah ne diyor diye düşünenlerle, o iki dakika namaz kildim sananlar ayni mi? Allah demek kalbinden, Dilinden hiç durmadan, Allah Allah demek de değil, onlar sadece saatin zembeleğini kurmak gibi  sadece, o 5 dakikalar, saatin zembereğinin kurmak gibi, Yoksa Allah aklından hiç çıkmayan la, sadece günde 5'er dakikasında yada, ikişer Dakikasını Allah için ayıran aynı mı? Aynı mı Sizce? bu mu Müslümanlık? delik deşik olmuş 5 dakika, var mı öyle müslümanlik. Allah aşkına bazen namazlarda bile, kılıyoruz amma dilimiz allah diyor amma, aklımıza hiç Allah gelmemiş, içinde Allah hiç akla gelmiş namazlar  kılıyoruz, bazen ve sadece Selam verip çıkıyorsun namazdan, ne Muhammed'i hatırladık, ne Allah'ı, Sübhaneke Elham diye okuduklarımız var ama, ne Allah hatırladık ne peygamberi, Bende de aynı şey, o 5 dakikaların benim  öyle Allah ile oluyor olsaydı, Namaz ile,  Ben zengin olurdum, yoksa Namaza giriyorum namazdan çıktığım bir oluyor zaten, girdiğimle  aklımın uçup namazdan çıktığı bir oluyor, kafa başka yerlerde. kimin namazı doğruymuş öyle, aklimda Allah tutsam bile zaten, Allah sana bir ömür versin sen 5 dakika, 5 dakikaya ayırabildin, ya neyapalim,  çok çok büyük iş yaptın, yani günde her vakit 5 dakika Allah'a yer verince, 25 dakika ile çok büyük marifet mi yaptın yani, Halbuki Allah baktığında da Allah, oturduğunda Allah, kalktığında  da Allah demek, değilki dilinden  Sübhanallah Elhamdülillah demek değil, yani Allah onda ne Hikmet ne Murat etmiş, onun farkına varabilmek, bir iyilik yapacaksan, gerektiginde o iyiliği yapabilmek, kızman gerektiği zamanda kızmandır, kızlabilmek, yardım gerektiği zaman, yardım edebilmek, bir şey bilmem gerekirse, bilebilmek, öğrenmen gerektiğinde, oturup öğrenebilmek, Yoksa bu 5 dakikalarınla, Müslüman filan olunmaz, oruçta böyle, 30 gün oruç tuttum Ne oldu, Ne oldu, oruç tuttuğunda, Dilini Mi Tuttun, Neyi tuttun, gözünü mü sakındın, gözünü sakınmak nedir zaten, gözünü sakın, hepsi Allah'ın değil mi, Hepsi Allah diyen, hepsi Allah ise la mevcuda illa hu, Allah'tan gayrı bir şey yoksa, baktığın da Allah, tuttuğun da Allah zaten, Allah bizi çıplak yaratmadımı, çıplaklık niye günah olsun, Adem ile Havva cennetten indiklerinde  elbiseleri üzerlerinden düştü deniyor, elbise yapacak neyi vardı Adem'in, ne yaptı da üstüne örttü, Ondan sonra yaprak üstünde durur mu, kimden sakıncak zaten, kim bakıyordu, kimden sakıncak, Dinozorlardan mı sakıncak, üstündeki çıplaklık Kime ayıp, Kime? ayıp ne, Hani burada çıplak olun, hepimiz çıplak eşekler gibi çatışırken üstümüze kıyamet kopsun demek değil bu, ama dini anlayış,  dini nasıl anladık Biz şimdiye kadar, şimdiye kadar biz din ne anladık, çıplaklığı Ne anladık, iyilik ne,  Ayıp ne, ayıp mı, yasak mi, haram mı, içki içme, cumartesi gün çalışma, domuzu yeme, zina etme, bunlardan Ne anladık, yaptırım uygulamak, bir devletin ve yetkili kurumların koydugu yasalarla olur, yasalarla yaptırım yapar ya, o yaptırima uymayana ceza Keser ki, o yaptırım hukuk olsun herkes işlesin o yaptırımi herkes yapsın. Allah'ın yaptırımları da, helaller ve haramlar, farzlar ve sünnetler şeklinde, sünnetleri peygamber koymuş zaten, kırmızıda geçmek yasak, tamam mı, onu anlatmıştık, ardından tırın freni bu kopmuş geliyorsa, kırmızıda geçebilirsen geç, kurtar kendini, yoksa tır ezecek, altına alacak seni. haramdan kasıt nedir, helalden kasıt nedir, namazdan kasıt nedir, insanlık öyle 5 dakikalarını Allah a ayırmak ile insan olunmaz, Müslüman olunmaz, delik deşik 5 dakikalar, kimin namazı delik deşik değil, bana birini göster çıkar, öyle sağlam namazı delik deşik değil olan. Kimmiş o, namazda Allah'ı düşündün, iyide Allah'ı  görmedik, neyini düşünceksiniz, Allah'ı görmüyoruz ki, neyini düşüneceğiz, yüzünü düşünelim, yüzünü görmedik ki, sesini düşünelim, sesini duymadık ki, elini Hatırlasan elini görmedik ki, gözünü hatırlayalım desek, gözünü görmedik, neyini hatırlayacağız da, namazda Allah ile birlikte olacağız, Allah ne o zaman, Allah kim, ne, gözmü, el mi, Değil mi, kulak mı, ses mi, ki namaza giriyoruz, girdiğimiz le birlikte namazdan çıkıyoruz, kafa başka yerlerde, Yani bunlar mı bizi Müslüman edecek, iyi insan edecek, dünyada Müslümanız, Halim  selim insan, elinden kolundan başkasına zarar gelmeyen insan, Yani bu 5 dakikalar mı yapacak bizi Salim kimse, Müslüman kimse, başkasına zarar vermeyen,  başkasının hukukuna girmeyen, hırsızlık etme ki başkasının malına el koyma, dedik işte hakkullah ünvani kime verilmiş, biz verdik  de, O ismi biz verdik, söyledik, bize göre güzel dedik, Salih Aleyhisselam'a bu isim çok güzel yakışıyor, Çünkü Devenin bile su içmeye Hakkı olduğunu savunan insan, yani hayvanların hakkını savunan adam. Deve bir hayvan, hayvan ama, o sudan Devenin de içmeye hakkı var diyerekten iddia eden bir adam, bu o devirde, yani o cahillerin devrinde, bu deveninde hakkı var diyen, ya  bu deve de haftanın 1 günü su içecek demiş, Bunu biz dinde, peygamberler tarihinde, bir dini olan, Salih peygamber oldugunu biliyoruz. Halbuki yaptığı bütün iş, hayvanlarında hakkı olduğunu savunmak, hayvanlar hakkını daha yeni öğreniyoruz, köpeğe tekme atan Bizim milletimiz, daha Salih Aleyhisselam'ın vaktini geçememiş, daha Salih liğe bile erememiş. lan köpeğe tekme atıyor, kediyi  öldürüyor, köpeğin evde yeri ve hakkı yok, kapının dışına koyuyor, Vay Muhammed demiş, köpek evde olmazmış<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
“Köpek, resim ve heykel bulunan eve melek girmez.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed-il Halk: 27; Müslim, Libas: 17)</span></span><br />
<br />
<br />
Halbuki <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. 'Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış' deyip kuyuya indi. Pabucunu çıkanp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı. 'Ey Allah'ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?' diye sordular. 'Her ıslak ciğer sahibine yapılan iyilikten ötürü sevap vardır' buyurdu"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm: b. 41, hd. 153)</span></span><br />
<br />
daha Salih'i geçememiş insanlık, Salih'i Salih'i, ki Muhammed'e gelsin, Muhammed de, köpek eve girmez demiş olsun, yani hakkullah, hakkullah ne? Devenin de hakkı var demek, bu sadece deve ile sınırlı değil, hayvanlarında hakkı var senin hakkın olanlarda, hayvanlarında hakkı var demek. onların hakkını savunan adam, hayvan hakları kanunu çıkaran adam, Bugün daha yeni öğrendi bunları insanlık. Allah'ın  kaç  bin sene önce gönderdiği hayvan hakları yasasını, daha dün  öğrenebildik, hayvanların sevildiğini de mehdi sayesinde  o na baka baka  özendik de öğrendik. Halbuki Allah bunu bize, taaaa Salih Aleyhisselam döneminden beri bize anlattı, bize gönderdi, dedi bu  din dedi, din değil miymiş hayvanlara Saygılı olmak, Salihin dini din değilmiymiş, Allah Allah ya, bu gavur adeti lan, Biz gavur adeti diye biliyoruz, köpekleri onlar eve alıyorlar,  Allah'ın dini imiş  haaaa., inanamadin degilmi haala, hayvanlara Saygı Var mıymış, bunu bile bilemedi insanlar, bilemedide 15 dakikalık namaz ilemi bunlari bilebilcek gayri, bu delik deşik 5 dakika lar mı, bildircek,......<br />
<br />
Zamanımızın alimleri hemen itiraz edeceklerdir, peygamberimizin, köpek giren eve melek girmez hadisini İnkar etti, yalanladı diye. Hani eshab-ı Kehf kıssası anlatılırken, alimler anlatır ki, eshab-ı Kehf'in köpekleri Kıtmir, onları terk edip, onlardan ayrılmadı, ve mağaranın kapısında Kur'an'da geçtiği gibi beklediği için, o da cennete girecek diye anlatılır, rivayet edilir. Peki bunu bu hadisle kıyas ettiğimizde, Cennet temiz ve temiz olanların yeri değil mi, peki Cennete giren bir köpek var iken, senin ev Cennetten daha mı temiz, daha mı Pak  ki? senin eve köpek girmesin. Tamam hayvanların Hakkı da var dedik diye onları da tepemize çıkarmadık, Hak hukuk Her şey yerine göre.  ve şu sıralar bizim bahçedeki Karıncalar Mutfağa yol bulmuş, mutfağı taşınıyorlar, dün öğlenden kalan makarna yemeği vardı, Karnım acıktı, atıştırayım diye makarna tenceresine vardım, karıncanın bir tanesi içine girmiş, hem de kapak kapalıyken, o pis ayaklarıyla, her yerde dolaşıp geldiği ayaklarıyla, makarnanın içinde dolaşıp durur. Bu da onun hakkımı, incitmeyecek miyim ben o karıncayı, bir tencere makarnayı mundar etti,  Çünkü o minicik ayakları da olsa, yerlerde, mikrop olan yerlerde dolaşıp geliyor, ve onunla makarnanın içine girince, benim vücuduma, o taşıdığı Mikroplar da girmiş olacak, bu onun hakkı değil, Allah onlara kırntı lokmaları rızık olarak vermiş,  O bundan ileriye giderse, hakkını hukukunu aşmış olur. ama ben bir zamanlar vaazılarımın birisinde Demiştim ki, ben Pencerenin önüne ekmek kırıntıları döküyorum, ve Allah kuşlara ilham ediyor, Kuşlar gelip benim  pencerenin önündeki ekmek kırıntılarını alıp yiyorlar, ve bunu Facebook'tan attığımda, şiirci Ceyhun almış kabul edip iman etmiş ki, o zaman o da penceresinin Önüne Ekmek parçaları koymuş, Allahu Teala onun ekmek parçalarını da, oradaki bir martıya ilham edip, git senin rızkın Orada demiş, ve Bir Martı gelip yemeye başlamış, Ve bunu Ceyhun Facebook hesabından resimli paylaşıyordu, yazıyordu, ismini de o martının enayi koymuş, enayi geldi, beleş aldı gitti, yedi gitti falan diyordu, öldü mü artık, hala yaşıyor mu, hala muhabbetleri devam ediyor mu bilmiyorum, ama yani bizden öğrendiği bir hikmet ile, O da böyle bir sevaba girmişti, işte artık biz kendi lokmaları mızdan da hayvanlara veriyoruz zaten, Ama Allah'ın ayırdığı bir Hak hukuk var, Evet hakları var artık, ama onlarda cennette, vaktimiz Cennet vakti olduğu için, onlar da iyisini hak ediyorlar artık.<br />
ve Peygamberimiz neden köpek giren eve melek girmez demiş olsun, Evet hadis doğru, inkar etmiyorum, Ama, sebebi ne?  Çünkü Muhammed zamanı senin benim gibi halıfleksi yok Evinde, yerde hurma lifinden yapılmış Hasır var, haliflex olsa bile aynı, yani köpek sokaklarda, mikroplu veya temiz yerlerde dolaşıyor, ve ayakları çıplak ayak dolaşıyor, sen gibi ben gibi, Muhammed'in İpek seccadesi de yok, namaza durduğu zaman, yere seccadesini yazsın da, ağzı burnu mikrop kapmasın, yok ki,seccadesi, Vakit girdi  hasırın  üstünde namaza durdu.<br />
Ve eğer dışarıda mikroplu yerlerde dolaşan bir köpek gelip onun secde edeceği yere basar ise, ne olur, tabii ki Muhammed mikropları da biliyor, hasta olur, hastalık kapar, bu kendisi için de böyle, Ashabı içinde böyle, ve onları da aynı şeyi tavsiye edecek ki, mikrop kapmasın lar, değil mi? mesele bundan ibaret, yoksa bugün benim burada, Avusturya'da, bir komşum var, kış vakti gördüm, Hani kışın dışarılar ıslak ve yağmur çamurlu oluyor ya, işte köpeği var,  tazı cinsi bir köpek, onu gezdirip geliyor, evinin kapısının önü, benim Pencereden gözüküyor, Ve evine girmeden önce, paspas koymuş, köpek paspasa ayaklarını siliyor, öyle giriyor eve. akıllı köpek, öğrenmiş,  hayvanların hepsi Akıllı, deli değiller, anlayabiliyor lar, onlarla konuştuğun zaman, iletişime girebiliyorlar, ve demek istediğini anlıyorlar, nasıl öğretmiş ki bu kadın ona, ayaklarını silmesini, demek ki öğrenebiliyorlar. artık cennetteki köpekler öyle pis köpekler değil diyebiliriz, çünkü onları şampuanla yıkıyoruz, ama sokaklarda yine geziyorlar, aynı şey, yine üzerlerinde de bir bakteri cinsi olduğu, bize zarar verebilecek bir bakteri cinsi olduğu söyleniyor, Yani bir kurtçuk, ve o senin Namaz kıldğıın yerlere yatıp oturdu mu, senin burnundan ağzından İçeri girebilir, ve seni hasta edebilir, O yüzden Muhammed bunu demiş olabilir, fakat bugün Bizler seccade sahipleniriyiz, halı sahipleri, süpürge sahipleriyiz, evlerimiz temizleniyor, ve namaz kıldığımız zaman, namaz kılacağımız yere, ekstradan temiz bir seccade yazıp da, onun üzerinde namaz kılıyoruz, öyle hemen halının neresi müsait, oraya durup namaz kılmıyoruz, O yüzden, o tehlike şu anda biraz azaltılmış vaziyette, ve cennette, vaktimiz de, işte köpeklerde evlerde, Hatta yataklarına bile alanlar var, çünkü yıkamış sabunla şampuanla, tertemiz yapmış, öpüyor seviyor, kucağına alıyor, ha bu köpek olsun, ha maymun olsun, diğer başka bir hayvan olsun, Aynı şey, ve Salih Aleyhisselam işte, hayvanlarında Bizler gibi Hakkı olduğunu, hukuku olduğunu savunan peygamber, ve dini de onun, hayvan hakları savunucusu dini, Bu din miymiş, Evet bu da Allah'ın dinlerinden bir din, senin din Algın ne kardeşim, işte böyle bir şey insanlığın İmar ve memur olması, yeryüzünü imar edip, ve içinde gezen memur olması için, Allah'ın gönderdiği ve öğrettiği bilgiler zincirine Biz Din diyoruz, yoksa Beş vakit namaz, bir ay oruc, Bunlar dinin sadece değişik versiyondaki anlatımları. biz onların ne olduğunu daha hala anlamamışiz. Ama her şeyin aşırısı na gidildiğinde ifrat ve tefrit oluyor işte hayvan haklarında da ifrada kaçılırsa, O zaman işte hani Ataların sözü vardır, <br />
<br />
"yüz verdik ayıya, geldi sıçtı halıya..." <br />
<br />
<br />
diye yani ifrata kaçmadan, aşırı gitmeden, onları sevmek, onlara ve hakkına hukukuna riayet edip, onların da dünyadaki zincirlerden bir zincir olduklarını bilip, onlara hayatlarını devam ettirmeleri, ve soylarını devam ettirmeleri hususunda, yardımcı olmak, hem sevap, hem de Din, Allah'ın dini, yani bize öğretisi demek, Onunla da sen cennetlere erebilirsin, zaten vaktimiz Cennet, bundan daha iyi cennetlere erebilirsin. <br />
bak o zamanalar köpeklere  kedilere, nereye kaka edeceği, belki öğretilmediydi, buda sebelerinden olabilir o hadisin, bu gün kedilere  kum döküyorsun bir kaba, o kedi ortaya etmiyor, öğreniyor, gidip o kuma ediyor kakasını.. velhasıl kelam.<br />
<br />
<br />
Hayvanlar manyak değil, öğrenebiliyorlar, hepsinin aklı var Allah'a şükür..<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam demiş ki Kuranı Kerim'de buyrulan:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (yeniden dirilt hayata getir beas öldükten sonra dirilmek ementüden hatirlayin). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA-129 ayet</span></span><br />
<br />
benim soyumdan öyle birini tekra diriltip gönder ki, insanları Zeki kılsın demiş, ve Evet onun soyundan Mehdi, işte dünyaya geldi, insanları o kadar zeki ve akıllı kılacak, ve insanların aklını uyandıracak ki, ve Mehdi İsa'dan, İsa Mehdi den, ve doğan çocuk konuşacak kadar akıllı olacak, aynen Hz isa gibi, ve isa Efendimiz Mehdi'nin çocuğu olduğu zaman, işte doğar doğmaz, Ben peygamberin diyecek kadar akıllı bir kimse, ve konuşabilecek kadar akıllı bir kimse, ermiş kimse, Yani o kadar sizi uyandıracak ki, doğan çocuklar konuşabilecek, artık şu anda yeni Çocuklar cep telefonu kullanabiliyor, o kadar akıllı, ufak çocuk, 3 yaşındaki çocuk,  cep telefonu kullanmasını biliyor, Şu anda televizyonda gördüm, maymunlar bile, Instagram'ı kullanıyormuş, işte mehdi sizi uyandırıp öyle hale getirecek ki, artık doğan çocuk konuşacak hale gelecek,  Allah kitap demeye başlayacak, ve bunlardan 2 tane örnek var, Birisi Muhammed Aleyhisselam, doğunca ümmeti ümmeti demiş, birisi de Hz isa, ben Allah'ın peygamberiyin demiş. burada peygamberden de daha mi üstün olduğunu iddia ediyor, Bu adam sapıtmış diyecekler, ama dedi ki, o tabanca öyle bir tabanca ki, o tabanca olmazsa, Muhammed de gelmez, İsa da gelmez, isa gelmezse Muhammed de gelmez, öyle olunca, sondan gelip de, ruh halinde iken gelip de, insan meryemden, bir çocuk doğurtan Ruh dedik, ve orada yazdık, bunu İsa efendimizin, neden ruhullah olduğunu da, o peygamberlerin ünvalarında, kısaca değindik, mesele budur yani, çünkü isa efendimizin ruhullah olması, Allah'ın ruhundan üfürmesi ile manasında değildir, oradaki mana, daha insan olmamış, yani gelecekteki bir insanın, yani Mehdi'nin o güne göre gelecekteki bir insan,  Mehdi  gelecekteki Mehdi'nin, daha ruh halinde iken,  insan bedenine girmemiş halinde, ruh halindeyken, getirilip de Meryem'e çocuk bahşetmesi, O yüzden de ruhtan doğan çocuk olmuş, isa Efendimiz, aynı şey, yine Muhammed Aleyhiselamın da aynı bu şekilde gelmesi, bu şekilde, bu halde gelmesi, yani o yüzden ruhullah, ruhtan doğan çocuk. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mayıs 2019 Çarşamba<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yahudilere Cumartesi Yasağının Sebebi - Zekat Kurban ve Oruç Meselesinin Asıl Manası]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43401</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:12:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43401</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823578020.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823578020.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yahudilere Cumartesi Yasağının Sebebi - Zekat Kurban ve Oruç Meselesinin Asıl Manası</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Oruç tut ki, sıhhat bul" Hadisi ile Oruç Oruç mu Diyet mi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ </span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, siyam* size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet</span></span><br />
<br />
<br />
Bu ayete binen insanlar sanki oruçsuz olmazmış gibi, tutmayınca Günahkar olunurmuş hükmünde hükmetmekteler.<br />
Fakat bunun böyle olmadığını, şununla izah edeyim :<br />
<br />
  İnsanoğlu İzmir kurdu gibi her şeyi bozdu, ve doğanın atmosferi de bozulunca, şimdi o küresel ısınmanın bir sebebinin de, hayvanların dışkılarından olduğunu, ve üzerlerindeki buharlaşmadan olduğunu iddia etti bazı ahmaklar, ve o yüzden dünyadan inekleri kaldırmayı azaltmayı düşündüler, ve Allah insanlara bunun yanlış olduğunu öğretmek için, bir hastalık Musallat etti ki, bağırsak hastalığı, ve Bu hastalık sebebiyle, ineklerin ne kadar kıymetli  hayvanlar ve varlık olduklarını öğrenmemize sebep oldu ki, süt onlardan elde ettiğimiz bir Gıda, ve süt olmazsa, yoğurt da olmaz, yoğurt olmayınca da, insan bedenindeki bağırsak bakterileri iyileşip tedavi olamaz, sonunda bu sonuca vardık. Ama işte insanların yanlış tercihleri ve kararlarını düzeltmek için, Allahu Teala Başımıza bir hastalığı Musallat etti ki, O sebeple En azından o hayvanların  katedilmemesi gerektiğini öğrenmemiz lazım idi. Ve gecen hafta dedik ki Salih aleyhislemin dini, hayvan haklarini svunmak dedik. ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Hagullah"</span></span> lakabi verdik, yani senin benim yaşama hakkım olduğu gibi, hayvanların da yaşama hakkı  var, Allah bunu Salih aleyhisselama din olarak verdi. Gaye amaç bu, bu hastalığın bize Musallat edilmesinin sebebi,  ineklerin ve danaların, veya dünyadaki hiçbir hayvan zincirinin bozulmaması gerektiğini öğretmek,  yoksa O hastalıktan Allah'ın Murad'ı ne olabilir, insanlara zulmetmek mi acaba, Yoksa bir şey öğretmek mi, her şey ihtiyaçtan öğrenilen bir şey değil mi? Bizimkiler araba icad edememişler Ama, su motorundan traktör icat eden bizimkiler, çorap eskisinden eldiveni icat eden milletiz, ihtiyaçlar, her şey  ihtiyaçtan işte. Allah da yoğurda muhtaç kıldı ki, yoğurt elde edebileceğimiz hayvanlarında korunması gerektiğini öğretmek için. Ve bu durum böyle olunca, oruçta İnsana lazım olan bir diyet çeşidi, belli bir yer'den sonra, insanın diyet etmesi gerektiğini öğrenmesi gerekli. öğrenilmesi gereken bir ibadet, ya da bir kural, ya da bir çeşit hareket, veya fiil. yoksa onsuz olmaz değil, <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yine bunu şu örnekle izah edeceğim :</span> </span>Oruc bozan cezalıdır, Bilmem 61 gün tutulur bozarsan falan filan fasa fiso. işte öyle bir şey yok, Dün Allahu Teala Musa ümmetine Cumartesi tatilini verdiğinde, Onlar o gün hemen itiraz ettiler de, hemen o yasağı deldiler, Cumartesi çalışmışlar ve başaramadılar o gün bir ulus olarak. Tamam zaten Musa ümmeti ne kadar bir kimse ki o gün, o olay yani tatil ki, onlar bütün dünyaya Cumartesi ve Pazar tatilini yasa olarak tam getirebilsinler, kendi aralarında bile yaşayamadılar, ama o gün o yasayı veya yasağı delenler ceza aldı, Çünkü o gün eğer o yasak delinip de, o Hikmet  unutulsaydı, bugün Bizler Cumartesi ve Pazar günleri tatil yapmayı Bilemezdik, ve haftanın her günü çalışma diye bir kural olurdu, Eğer bugün Biz Cumartesi ve Pazar günü, veyahut bayramları tatil yapmasını öğrendiysek,  o gün Allahu Teala'nın Musa ümmetine verdiği o görev ve senaryo yüzünden, ve onlar o senaryoları en güzel şekilde oynamışlar, bazen delmişler, Cumartesi Pazar çalışmışlar, ama ceza almışlar, ceza almaları bile, bize Hikmet, ve de bir şey öğretiyor. Ve bizim bugünkü Cumartesi Pazar tatilimizi bize hazırlayan oyuncular ve seneryo. Bugün artık Cumartesi ve Pazar yasa olmuş, bütün milletlerde neredeyse Cumartesi Pazar tatil, artık bugün Cumartesi ve Pazar tatili ni Bazen kırıp da çalışmak ceza gerektirmez artık. Artık Musevi lerede ceza gerekmez, Çünkü bugün Cumartesi Pazar tatil yapmak diyerekten dünyada yasa var, o yasa bir kac kimsenin çalışması ıle falan kalkmaz. Eğer birisi Cumartesi Pazar tatilinı dünyaca kaldıralım derse, o zaman, o kimseye ceza gerekir, O kaldıran kimselere ceza gerekir, hapis veya had cezası, Allah'ın cezası gerekir. Yine zekat ile vergi  aynı şekilde.  Vergi zekat demek, vergi demek, bunu anlattım, her şeyden, fakirden Fukaradan herkesden vergi alınıyor, ekmek alıyorsun, ekmekten bile vergi alınıyor, yüzde on, yüzde yirmi, bak yüzde yirmi ne demek,koyunlarda zekat kırkta bir, 80 de  2, ve 100 de 2 buçuk  eder, bu koyunda böyle, ve insanlar Bizim Türkiye'de Turgut Özal'dan bu yana %10 katma değer vergisi alınıyor. Avrupalılar yüzde yirmi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Mehrwertsteuer"</span> diye bir verginin, alandan ve verenden alınmasını uygun görmüşler, ve bunun vaazımızın birisinde anlattık, bir milyon insan, günde 1 ekmek alsa, ekmek 10 lira olsa, 2 lira vergi eder, ekmeği asıl fiyatı 8 lira, 2 lira da vergi alınıyor demek olur, bu 1000000 insandan 2 lira alındığı zaman, 2 milyon lira eder, sadece ekmek denen bir türden. ve bugün ekmeğin yanında peynir aldı, arabasına benzin aldı, uçağına bilet aldı, ve her şeyde, her şeyde yüzde yirmi, dünyadaki alışveriş miktarını düşünüyor musunuz, her an bir yerde, birileri alışveriş etmekte, ve her an birileri vergi vermekte, ve eğer bu vergiler doğru kanalda, doğru işlerde kullanılırsa, dünyada ne fakir kalır, ne aç kalır, ve ne Yolsuz köy kalır, ne evsiz insan, ve ne fakir fukara ve, askerine malzeme, askerlik malzemesi de alınır, Devleti'nin memurlarının giderlerini de karşılar, ve bugün bu vergiler haksız ellerde, haksız yerlerde, haksız ceplerde gezmekte de, o yüzden bazı yerler fakir, yine devletteki bazıları bunu cebellezi yaptığı için, insanlar fakir durumda. Yoksa bu vergi doğru kullanıldığında, Allahu Teala'nın Kuran'da bildirdiği yerlerde kullanıldığında, ve onun benzeri değişik, ona kıyas yaparaktan, bugün başka daha güzel yerlerde de kullanabiliriz. oralarda kullanıldığı zaman, zaten hak yerini bulmuş olur, zekat yerine bulmuş olur. zekat vergi demek, bugün bunu gavur dediğimiz Hristiyanlar Yahudiler buldu bildi keşfetti, ve ilk hüküm ve yasa olaraktan ortaya koydular. Biz daha Turgut Özal vaktinde buna eriştik. Özal'dan sonra katma değer vergisi almaya başladık, hani gelir vergisi vardı, tarla vergisi mal vergisi vardı da, ama daha katma değer vergisine yeni geçtik, düşünün Bir de mal vergisi var, gelir vergisi var, bu vergilerin nereye gittiğini düşünen yok mu? hesab eden yok mu, kimlerin cebine gidiyor, ve zekat demek bu yani, bunun dışında ekstra insanların zekat vermesine gerek yok, ama şu an bile bu hukuk yerine getirilmiyor, ancak Avrupa'da bazı devletler, işte bunu gerekli yerlerde ve yerinde kullanmaktadır. onlar da artık zekat vermiyorlar zaten, vergi veriyorlar sadece, zengini fakiri herkes vergi veriyor. Bir onların şehirlerinin durumuna bak, köyleri bile şehir gibi kalkınmış vaziyette, bir de bizimkilere bak, Bizim şehirlerimiz bile Köy gibi, daha yolu yolağı elektriği suyu dengeli değil. Çünkü vergiler yerinde kullanılmıyor, birilerinin cebine hizmet ediyor milletin parası. Dün vergi vermeyen salebenin ceza görmesinin sebebebi, Bugün bizim vergi ve zekat yasasının unutulmamasını sebep oldu, o cezaya falan  uğrayınca o olay unutulmadi, ve bugün bu kanun insanların aklında yer etti, ve böyle bir kanun ortaya çıktı, ve bu yasa vergi yasası, veyahutta İşte bu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Steuergesetze" </span>ortaya çıktı, katma değer vergisi gibi vergiler de ortaya çıktı. eğer o gün o yapılmasaydı, Salebe de o yasağı delmeseydi, ve Ceza görmeseydi, unutulurdu, onun ceza görmesi de bize Nimet oldu, Çünkü o bir İbretlik bir şey oldu da, bak o bile ceza gördü diye unutulmadı. bu yapılan fiil unutulmadı. unutulur mu hic ve de bugün bu bu güzel Hikmet ortaya çıktı. oruç da aynı şekilde, oruç diyettir, insanın bir an, bir gün bile olsa, yani midesini bağırsaklarını dinlendirmesi dir. tutmayan hastanın oruç tutmasına gerek yok kardeşim, hasta zaten, o oruç sıhhatli  insana daha sihhat bulmak için farz yada görev, yazıyor ya mahyalarda <br />
<br />
"Oruç tut, sıhhat bul."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Her şeyin bir zekatı vardır, vücudun zekatı ise oruç tutmaktır. Oruç, sabrın yarısıdır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif ,i. Mâce siyam H. 1745)</span></span><br />
<br />
"Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi insanı; kötülüklerden, şehevi istek ve arzulardan koruyucudur" buyurmuştur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim sıyâm H. 162; Müsned 2/257. 273. 4/21, 5/231; ayrıca bak. Nihaye 11308; E. Davud siyam H. 2363)</span></span><br />
<br />
Oruç sıhhat kaynağıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , Bağdadi s. 25; Zehebi s. 43)</span></span><br />
<br />
"Oruç şişmanlığı giderir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Ş. Müsned 9/219)</span></span><br />
<br />
"Oruç bağırsakları inceltir, şişmanlığı da giderir..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/ 42; F. Kadir 4/243; K. Ummal 8/23620)</span></span><br />
<br />
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç cinsel istek ve arzuyu zayıflatır, damarlardaki kanı da azaltır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/53; F. Kadir 4/344; K. Ummal 8/23610; ayrıca bak. Nihaye 1/ 386; Faik 1/283; Here</span>vî 1/349)</span><br />
<br />
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç gönüllerinizi arındırır"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , K Hakâyık 21116)</span></span><br />
<br />
"Oruç mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir. Oruç; ruhun, kalbin ve vücudun devasıdır. Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuda almaktan kişiyi alıkoyar. Sağlığın korunmasında orucun pek büyük bir tesiri vardır. Oruç hem rûhâni ve hem de tabii bir devadır."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">i. Kayyım mukaddime s. 38, 382</span></span><br />
<br />
hasta adama da oruç tutturuyorlar, Vay Ben her sene tutuyordum, bu sene tutamayacağım diye üzülüyor, oruç zaten senin sıhhat bulman için idi kardeşim, sen hastaysan sana oruç farz olur mu, Oruç farzını, farziyetini anlamadilar. Farziyet işte dün zekatı onlara farz edenin sebebi, Çünkü devletin bir geliri yok, devlet  Başkanın maaşı nereden verilecek, görevlilerin maaşı nereden verilecek, fakire fukaraya Nereden para verilecek, yardım edilcek, ve vergi ve zekat konulduki bunlar sağlansın, yani Öyle olunca oruç da aynı şekilde oruç gücü yetene farz, ve bu Vay orucu tutamayınca 61 gün tutar diye falan bir şey yok, Adam bir güne güç yetiremedi, sen ona nasıl oluyor da 61 gün ceza veriyorsun, orucun cezası mezası olmaz,  o gün içinde oruç tutulması diyede olmaz, diyetin kazasımı olur ki. Diyet diye bir şeyi bugün  Doktorların tavsiye ettiği tedavi yöntemlerinden bazıları,  bazılarına tedavi olaraktan diyet veriyor, Mesela adamın şekeri var, diyor ki şeker az yiyeceksin, şeker hapı kullanacaksın diyor, diyetin fayda ettiği öğrenildi. Yememek içmemek de bazen faydalıymış, 1400 sene önce  tıp diye bir şey yok, doğru dürüst Tıp diye bir şey yok, tıptan bir şey keşfedilmemiş, sadece peygamberin bazı bildiği,mirac ile bu ahir zamana gelip de, o  zaman da gördüğü, öğrendiği bazı şeyleri, o gün tetbik ettiğinden başka bir şey yok, tamam mı? Ne zamandan sonra olmuş, taaa Eyüp hasta olmuş, ondan sonra Allah, Lokmanı göndermiş,  neyin neye fayda ettiğini öğretmiş insanoğluna, Ama insanlık Kadim bilgilerinde, daha TIP olaraktan bir bilgi ve bilim dalında bir meslek olarak da ortaya konmamış o vakit, tamam doktor veya yani doktor diye  birisi. Adam biraz tıptan biliyormuş, gelmiş orayada, sağlık bilgilerinden bilen adam, ve Peygamberimizin vaktinde orada bulunuyor, fakat kimse hastalanmayınca da çekip gidiyor, Peygamberimizin önleyici Tıp  ile ashabını koruması yüzünden, eshabı hastalanmıyor,  ve bugün de işte oruç bazı şeylerden el çekmendir, ve orucun faydası ahirete değildir, ahirete ne faydası olsun, orucun bugün ve dünyadayken vücuduna faydası vardır, Vay sevap ve günah, Vay Cehennem, Yıllardır böyle yanlış anlamalar, Şeker hastasına diyet, öldükten sonra mı fayda edecek, yani şekeri yedi öldü yada  hastalandı felç oldu, ona Şeker hastasına, işte şeker yiyip felc olmaması için, yani hasta olmaması için diyet farz değil mi? hayatında faydalı bir şey. Doktor ona  o yasağı ve diyeti  ölme diyerekten koydu, yoksa öldükten sonra diyet yapmasının ne faydası olacak O na. Oruç budur,  Vay gözünü günahtan sakıncak, Vay elini haramdan sakıncak, Vay bilmem ne? hepsi fasa fiso. Oruç sadece diyetle insanın, dünyadaki hayatını sağlıklı yaşamasını sağlamak için faydalı, senin vücuduna faydalı olan bir şey, oruç yani diyet mesela adam şişmanlamış, yag ona zararlı, yağ yemedi mi, onun vücuduna ve dünyada sağlıklı yaşaması için faydalı olan şey, öldükten sonra ona ne faydasi olcak onun yağ yememesi. Oruç meseleside budur. Yani kefaret orucu filan diye de bir şey yoktur, tutamayan tutmasın, gücü yetmeyenin tutmasına gerek yok, Dün dedik cumartesi yasağını delenler, ceza görüyordu, Bugün cumartesi tatilinde tatil etmemekte kişi ceza almaz, mesela  adam çalışıyor,  mesela kış vakti ne dayanmış, odunları kesilecek, ya da kömür evine koyulacak, O adamın hafta sonu, sadece pazar günü ya da cumartesi günü vakti var, öbür günler işte çalışıyor, o günde evinde çalışıp evinin odununu yaracak  kesecek  evine koyacak değil mi, çalışacak o gün, cumartesi günü bir vakti var, imkanı var, O adam ne gün çalışsın başka, o gün musa vakti ceza gerekiyordu, çünkü cumartesi tatilinin unutulmaması için, bugün Artık ihtiyacı olan onu birkaç kişinin delmesi çalışması, cumartesi pazar tatiline helal ve  zarar vermez, Ancak bu Global olaraktan, dünyadan Biz tatili kaldırıyoruz, insanlar eşek gibi çalışacak dersek, o zaman ceza olur, yani burada biraz kaba oldum da kusura bakmayın.<br />
<br />
<br />
Ramazan orucu hakkında bir söylem geliştirilmiş ki bütün  organlarımıza oruç tutturmanız gerekiyormuş.<br />
Halbuki oruç diyettir dedik, çünkü hıristiyanlara oruç et yememek olaraktan verilmiş, ve hatta "Gründonnerstag" diye bir gün vardır, yani yeşillik perşembesi, o gün ıspanak pişirirler yerler, yani yeşillik ot yiyin demek, Demek ki onların döneminde, Afedersiniz Hınzır, yani domuz çok idi, Ve Hınzır eti kesip kesip yediler, ve her şeyin Fazlası zarar, etin fazlası da zarar olduğu için, Allah eti çok yediniz, biraz da ot yiyin diyerekten, onlara et orucu tutmalarını önerdi, bu onların cenneti kazanması için değil, dünyada sıhhat bulmaları içindi, ve fikriyat Olsun, vahşilik olsun, ve insanlık olsun, Bundan yani, et yiyen vahşi olur, ama anlatmıştık, Şahin et yer deve ot yer,  et yemek gözleri kuvvetlendirir, ot yemek kasları kuvvetlendirir diye anlatmıştık, ve eti çok yedin Gözlerin çok kuvvetli fakat, kasların zayıf olduğu zaman, gözünün kuvvetli olması seni sıhhatli kılmaz, ve Demek ki o devirde İsa efendimizin vakti zayıf insanlar vardi et yedliklerinden zayıf, gözleri kuvvetli olsa ne fark eder, avını  avlayacak kadar kuvvetli değil, bu sefer kaslar kuvvetli değil, Allah da biraz da ot yiyin, Yani oradaki ıspanaktan ya da yeşilliklerden yiyin,  biraz Ot yiyin ki kaslarınız kuvvetlensin dedi, ve bize ise Allah, Hz. İbrahim'den bu yana Kurbanda et kesip de yiyin diyor, çünkü Bizim milletimiz fakir, soğan ekmek ile idare eden insanlar, Müslümanların çoğunluğu et bulamaz, evine et girmez, zenginler et kessin ki, biraz da fakire fukaraya da dağıtıında, onların da gözleri kuvvetli  olsun gözleri Sağlık olsun diyerekten, fakir ama gözleri kör olmuş, neden fakirlikten, et yememiş, yani doğal olaraktan insanların hepsi sağlıklı olsun istiyor Cenabı Mevla. yine Teravih namazı hususunda, ya da oruç hususunda, Adam Burada benim taş ocağında çalıştığım sıralar, hatta Avusturyaya ilk geldiğimde, Avusturya'da arkadaşım vardı, Bulut amca vardı, Ramazan geldimiydi alkolü keserdi, normalinde bira içerdi  Gast House gittiğinde,  Ama Ramazan geldi mi alkole karşı ağzını tutardı, alkol almazdı, oruç tutmaz di ama, tutamaz idi zayıftı, ama en azından alkol almazdı, Fakat daha bayram günü tekrar bira içmeye başlardı, Yani hani Miraç'ta gecesinde, Kadir gecesinde, bir gece Milyoner oluverecek Müslümanlar var ya, bir gecelik Müslüman, işte böyle bir aylık müslümanlar da var, bir ay her şeyden kıs, Ramazan çıktı mı, Her melameti yap,  Bu insanlık değil kardeşim. oruçtan kasıt zaten diyet dedik. ya insanın sıhhat bulması. ve adam şimdi bugün sabah namazı öğle namazı akşam namazı farz iken, camiye gitmez de, Ramazan geldi miydi, Teravih namazı sünnettir, Teravih namazı kılmak için, akşam kısa ya, Yemeği yer yemez abdestini alır, ayakkabılarını dışarıda giyerek ten camiye koşar, yani pabuçlarını dışarıda giyer, o kadar ehemmiyetliymiş yani, halbuki Teravih namazı sünnet, yapsanda olur yapmasanda, sünnet farz değil ki, Fransa Kraliçesi meşhur Marie Antoinette, kadının “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği gibi farzı koyup da sünnete koşan Müslümanlar, ekmek bulamayana peyniri yesin der gibi, pasta yesin hikayesi, farzı Kıl Kardeşim sen, farzı kılmazken sünnete mi  koşuyorsun sen, tamam kılınmasın değil ama, ekmek temel gıda iken ve bulmazken ne oluyorda  peynirle beslenmek fikrine uydun. pasta ile beslenmek gibi bir şey, Bazıları öyledir zengin sıpacıklar,  yada hereli çocuklar, hep abur cubur yer, zengin çocuklar öyle alışmıştır, Çikolata bisküvi, normal gıda almaz, Çikolata bisküvi ile idare eder hayatını, ve bunların namazıda böyle işte, teravih kılan Öğlen namazını kılmaz. Bir gecelik Müslüman, 1 aylık Müslüman, Ramazan çıktı mı Camiye de uğramaz, sen onu Yatsı namazında Göremezsin Bir daha. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 14 Mayıs 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823578020.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823578020.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yahudilere Cumartesi Yasağının Sebebi - Zekat Kurban ve Oruç Meselesinin Asıl Manası</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Oruç tut ki, sıhhat bul" Hadisi ile Oruç Oruç mu Diyet mi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ </span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ya eyyuhellezine amenu kutibe aleykumus sıyamu kema kutibe alellezine min kablikum leallekum tettekun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, siyam* size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet</span></span><br />
<br />
<br />
Bu ayete binen insanlar sanki oruçsuz olmazmış gibi, tutmayınca Günahkar olunurmuş hükmünde hükmetmekteler.<br />
Fakat bunun böyle olmadığını, şununla izah edeyim :<br />
<br />
  İnsanoğlu İzmir kurdu gibi her şeyi bozdu, ve doğanın atmosferi de bozulunca, şimdi o küresel ısınmanın bir sebebinin de, hayvanların dışkılarından olduğunu, ve üzerlerindeki buharlaşmadan olduğunu iddia etti bazı ahmaklar, ve o yüzden dünyadan inekleri kaldırmayı azaltmayı düşündüler, ve Allah insanlara bunun yanlış olduğunu öğretmek için, bir hastalık Musallat etti ki, bağırsak hastalığı, ve Bu hastalık sebebiyle, ineklerin ne kadar kıymetli  hayvanlar ve varlık olduklarını öğrenmemize sebep oldu ki, süt onlardan elde ettiğimiz bir Gıda, ve süt olmazsa, yoğurt da olmaz, yoğurt olmayınca da, insan bedenindeki bağırsak bakterileri iyileşip tedavi olamaz, sonunda bu sonuca vardık. Ama işte insanların yanlış tercihleri ve kararlarını düzeltmek için, Allahu Teala Başımıza bir hastalığı Musallat etti ki, O sebeple En azından o hayvanların  katedilmemesi gerektiğini öğrenmemiz lazım idi. Ve gecen hafta dedik ki Salih aleyhislemin dini, hayvan haklarini svunmak dedik. ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Hagullah"</span></span> lakabi verdik, yani senin benim yaşama hakkım olduğu gibi, hayvanların da yaşama hakkı  var, Allah bunu Salih aleyhisselama din olarak verdi. Gaye amaç bu, bu hastalığın bize Musallat edilmesinin sebebi,  ineklerin ve danaların, veya dünyadaki hiçbir hayvan zincirinin bozulmaması gerektiğini öğretmek,  yoksa O hastalıktan Allah'ın Murad'ı ne olabilir, insanlara zulmetmek mi acaba, Yoksa bir şey öğretmek mi, her şey ihtiyaçtan öğrenilen bir şey değil mi? Bizimkiler araba icad edememişler Ama, su motorundan traktör icat eden bizimkiler, çorap eskisinden eldiveni icat eden milletiz, ihtiyaçlar, her şey  ihtiyaçtan işte. Allah da yoğurda muhtaç kıldı ki, yoğurt elde edebileceğimiz hayvanlarında korunması gerektiğini öğretmek için. Ve bu durum böyle olunca, oruçta İnsana lazım olan bir diyet çeşidi, belli bir yer'den sonra, insanın diyet etmesi gerektiğini öğrenmesi gerekli. öğrenilmesi gereken bir ibadet, ya da bir kural, ya da bir çeşit hareket, veya fiil. yoksa onsuz olmaz değil, <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yine bunu şu örnekle izah edeceğim :</span> </span>Oruc bozan cezalıdır, Bilmem 61 gün tutulur bozarsan falan filan fasa fiso. işte öyle bir şey yok, Dün Allahu Teala Musa ümmetine Cumartesi tatilini verdiğinde, Onlar o gün hemen itiraz ettiler de, hemen o yasağı deldiler, Cumartesi çalışmışlar ve başaramadılar o gün bir ulus olarak. Tamam zaten Musa ümmeti ne kadar bir kimse ki o gün, o olay yani tatil ki, onlar bütün dünyaya Cumartesi ve Pazar tatilini yasa olarak tam getirebilsinler, kendi aralarında bile yaşayamadılar, ama o gün o yasayı veya yasağı delenler ceza aldı, Çünkü o gün eğer o yasak delinip de, o Hikmet  unutulsaydı, bugün Bizler Cumartesi ve Pazar günleri tatil yapmayı Bilemezdik, ve haftanın her günü çalışma diye bir kural olurdu, Eğer bugün Biz Cumartesi ve Pazar günü, veyahut bayramları tatil yapmasını öğrendiysek,  o gün Allahu Teala'nın Musa ümmetine verdiği o görev ve senaryo yüzünden, ve onlar o senaryoları en güzel şekilde oynamışlar, bazen delmişler, Cumartesi Pazar çalışmışlar, ama ceza almışlar, ceza almaları bile, bize Hikmet, ve de bir şey öğretiyor. Ve bizim bugünkü Cumartesi Pazar tatilimizi bize hazırlayan oyuncular ve seneryo. Bugün artık Cumartesi ve Pazar yasa olmuş, bütün milletlerde neredeyse Cumartesi Pazar tatil, artık bugün Cumartesi ve Pazar tatili ni Bazen kırıp da çalışmak ceza gerektirmez artık. Artık Musevi lerede ceza gerekmez, Çünkü bugün Cumartesi Pazar tatil yapmak diyerekten dünyada yasa var, o yasa bir kac kimsenin çalışması ıle falan kalkmaz. Eğer birisi Cumartesi Pazar tatilinı dünyaca kaldıralım derse, o zaman, o kimseye ceza gerekir, O kaldıran kimselere ceza gerekir, hapis veya had cezası, Allah'ın cezası gerekir. Yine zekat ile vergi  aynı şekilde.  Vergi zekat demek, vergi demek, bunu anlattım, her şeyden, fakirden Fukaradan herkesden vergi alınıyor, ekmek alıyorsun, ekmekten bile vergi alınıyor, yüzde on, yüzde yirmi, bak yüzde yirmi ne demek,koyunlarda zekat kırkta bir, 80 de  2, ve 100 de 2 buçuk  eder, bu koyunda böyle, ve insanlar Bizim Türkiye'de Turgut Özal'dan bu yana %10 katma değer vergisi alınıyor. Avrupalılar yüzde yirmi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Mehrwertsteuer"</span> diye bir verginin, alandan ve verenden alınmasını uygun görmüşler, ve bunun vaazımızın birisinde anlattık, bir milyon insan, günde 1 ekmek alsa, ekmek 10 lira olsa, 2 lira vergi eder, ekmeği asıl fiyatı 8 lira, 2 lira da vergi alınıyor demek olur, bu 1000000 insandan 2 lira alındığı zaman, 2 milyon lira eder, sadece ekmek denen bir türden. ve bugün ekmeğin yanında peynir aldı, arabasına benzin aldı, uçağına bilet aldı, ve her şeyde, her şeyde yüzde yirmi, dünyadaki alışveriş miktarını düşünüyor musunuz, her an bir yerde, birileri alışveriş etmekte, ve her an birileri vergi vermekte, ve eğer bu vergiler doğru kanalda, doğru işlerde kullanılırsa, dünyada ne fakir kalır, ne aç kalır, ve ne Yolsuz köy kalır, ne evsiz insan, ve ne fakir fukara ve, askerine malzeme, askerlik malzemesi de alınır, Devleti'nin memurlarının giderlerini de karşılar, ve bugün bu vergiler haksız ellerde, haksız yerlerde, haksız ceplerde gezmekte de, o yüzden bazı yerler fakir, yine devletteki bazıları bunu cebellezi yaptığı için, insanlar fakir durumda. Yoksa bu vergi doğru kullanıldığında, Allahu Teala'nın Kuran'da bildirdiği yerlerde kullanıldığında, ve onun benzeri değişik, ona kıyas yaparaktan, bugün başka daha güzel yerlerde de kullanabiliriz. oralarda kullanıldığı zaman, zaten hak yerini bulmuş olur, zekat yerine bulmuş olur. zekat vergi demek, bugün bunu gavur dediğimiz Hristiyanlar Yahudiler buldu bildi keşfetti, ve ilk hüküm ve yasa olaraktan ortaya koydular. Biz daha Turgut Özal vaktinde buna eriştik. Özal'dan sonra katma değer vergisi almaya başladık, hani gelir vergisi vardı, tarla vergisi mal vergisi vardı da, ama daha katma değer vergisine yeni geçtik, düşünün Bir de mal vergisi var, gelir vergisi var, bu vergilerin nereye gittiğini düşünen yok mu? hesab eden yok mu, kimlerin cebine gidiyor, ve zekat demek bu yani, bunun dışında ekstra insanların zekat vermesine gerek yok, ama şu an bile bu hukuk yerine getirilmiyor, ancak Avrupa'da bazı devletler, işte bunu gerekli yerlerde ve yerinde kullanmaktadır. onlar da artık zekat vermiyorlar zaten, vergi veriyorlar sadece, zengini fakiri herkes vergi veriyor. Bir onların şehirlerinin durumuna bak, köyleri bile şehir gibi kalkınmış vaziyette, bir de bizimkilere bak, Bizim şehirlerimiz bile Köy gibi, daha yolu yolağı elektriği suyu dengeli değil. Çünkü vergiler yerinde kullanılmıyor, birilerinin cebine hizmet ediyor milletin parası. Dün vergi vermeyen salebenin ceza görmesinin sebebebi, Bugün bizim vergi ve zekat yasasının unutulmamasını sebep oldu, o cezaya falan  uğrayınca o olay unutulmadi, ve bugün bu kanun insanların aklında yer etti, ve böyle bir kanun ortaya çıktı, ve bu yasa vergi yasası, veyahutta İşte bu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Steuergesetze" </span>ortaya çıktı, katma değer vergisi gibi vergiler de ortaya çıktı. eğer o gün o yapılmasaydı, Salebe de o yasağı delmeseydi, ve Ceza görmeseydi, unutulurdu, onun ceza görmesi de bize Nimet oldu, Çünkü o bir İbretlik bir şey oldu da, bak o bile ceza gördü diye unutulmadı. bu yapılan fiil unutulmadı. unutulur mu hic ve de bugün bu bu güzel Hikmet ortaya çıktı. oruç da aynı şekilde, oruç diyettir, insanın bir an, bir gün bile olsa, yani midesini bağırsaklarını dinlendirmesi dir. tutmayan hastanın oruç tutmasına gerek yok kardeşim, hasta zaten, o oruç sıhhatli  insana daha sihhat bulmak için farz yada görev, yazıyor ya mahyalarda <br />
<br />
"Oruç tut, sıhhat bul."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Her şeyin bir zekatı vardır, vücudun zekatı ise oruç tutmaktır. Oruç, sabrın yarısıdır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif ,i. Mâce siyam H. 1745)</span></span><br />
<br />
"Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi insanı; kötülüklerden, şehevi istek ve arzulardan koruyucudur" buyurmuştur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim sıyâm H. 162; Müsned 2/257. 273. 4/21, 5/231; ayrıca bak. Nihaye 11308; E. Davud siyam H. 2363)</span></span><br />
<br />
Oruç sıhhat kaynağıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , Bağdadi s. 25; Zehebi s. 43)</span></span><br />
<br />
"Oruç şişmanlığı giderir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Ş. Müsned 9/219)</span></span><br />
<br />
"Oruç bağırsakları inceltir, şişmanlığı da giderir..."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/ 42; F. Kadir 4/243; K. Ummal 8/23620)</span></span><br />
<br />
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç cinsel istek ve arzuyu zayıflatır, damarlardaki kanı da azaltır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , C. Sağır 2/53; F. Kadir 4/344; K. Ummal 8/23610; ayrıca bak. Nihaye 1/ 386; Faik 1/283; Here</span>vî 1/349)</span><br />
<br />
"Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç gönüllerinizi arındırır"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif , K Hakâyık 21116)</span></span><br />
<br />
"Oruç mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir. Oruç; ruhun, kalbin ve vücudun devasıdır. Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuda almaktan kişiyi alıkoyar. Sağlığın korunmasında orucun pek büyük bir tesiri vardır. Oruç hem rûhâni ve hem de tabii bir devadır."<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">i. Kayyım mukaddime s. 38, 382</span></span><br />
<br />
hasta adama da oruç tutturuyorlar, Vay Ben her sene tutuyordum, bu sene tutamayacağım diye üzülüyor, oruç zaten senin sıhhat bulman için idi kardeşim, sen hastaysan sana oruç farz olur mu, Oruç farzını, farziyetini anlamadilar. Farziyet işte dün zekatı onlara farz edenin sebebi, Çünkü devletin bir geliri yok, devlet  Başkanın maaşı nereden verilecek, görevlilerin maaşı nereden verilecek, fakire fukaraya Nereden para verilecek, yardım edilcek, ve vergi ve zekat konulduki bunlar sağlansın, yani Öyle olunca oruç da aynı şekilde oruç gücü yetene farz, ve bu Vay orucu tutamayınca 61 gün tutar diye falan bir şey yok, Adam bir güne güç yetiremedi, sen ona nasıl oluyor da 61 gün ceza veriyorsun, orucun cezası mezası olmaz,  o gün içinde oruç tutulması diyede olmaz, diyetin kazasımı olur ki. Diyet diye bir şeyi bugün  Doktorların tavsiye ettiği tedavi yöntemlerinden bazıları,  bazılarına tedavi olaraktan diyet veriyor, Mesela adamın şekeri var, diyor ki şeker az yiyeceksin, şeker hapı kullanacaksın diyor, diyetin fayda ettiği öğrenildi. Yememek içmemek de bazen faydalıymış, 1400 sene önce  tıp diye bir şey yok, doğru dürüst Tıp diye bir şey yok, tıptan bir şey keşfedilmemiş, sadece peygamberin bazı bildiği,mirac ile bu ahir zamana gelip de, o  zaman da gördüğü, öğrendiği bazı şeyleri, o gün tetbik ettiğinden başka bir şey yok, tamam mı? Ne zamandan sonra olmuş, taaa Eyüp hasta olmuş, ondan sonra Allah, Lokmanı göndermiş,  neyin neye fayda ettiğini öğretmiş insanoğluna, Ama insanlık Kadim bilgilerinde, daha TIP olaraktan bir bilgi ve bilim dalında bir meslek olarak da ortaya konmamış o vakit, tamam doktor veya yani doktor diye  birisi. Adam biraz tıptan biliyormuş, gelmiş orayada, sağlık bilgilerinden bilen adam, ve Peygamberimizin vaktinde orada bulunuyor, fakat kimse hastalanmayınca da çekip gidiyor, Peygamberimizin önleyici Tıp  ile ashabını koruması yüzünden, eshabı hastalanmıyor,  ve bugün de işte oruç bazı şeylerden el çekmendir, ve orucun faydası ahirete değildir, ahirete ne faydası olsun, orucun bugün ve dünyadayken vücuduna faydası vardır, Vay sevap ve günah, Vay Cehennem, Yıllardır böyle yanlış anlamalar, Şeker hastasına diyet, öldükten sonra mı fayda edecek, yani şekeri yedi öldü yada  hastalandı felç oldu, ona Şeker hastasına, işte şeker yiyip felc olmaması için, yani hasta olmaması için diyet farz değil mi? hayatında faydalı bir şey. Doktor ona  o yasağı ve diyeti  ölme diyerekten koydu, yoksa öldükten sonra diyet yapmasının ne faydası olacak O na. Oruç budur,  Vay gözünü günahtan sakıncak, Vay elini haramdan sakıncak, Vay bilmem ne? hepsi fasa fiso. Oruç sadece diyetle insanın, dünyadaki hayatını sağlıklı yaşamasını sağlamak için faydalı, senin vücuduna faydalı olan bir şey, oruç yani diyet mesela adam şişmanlamış, yag ona zararlı, yağ yemedi mi, onun vücuduna ve dünyada sağlıklı yaşaması için faydalı olan şey, öldükten sonra ona ne faydasi olcak onun yağ yememesi. Oruç meseleside budur. Yani kefaret orucu filan diye de bir şey yoktur, tutamayan tutmasın, gücü yetmeyenin tutmasına gerek yok, Dün dedik cumartesi yasağını delenler, ceza görüyordu, Bugün cumartesi tatilinde tatil etmemekte kişi ceza almaz, mesela  adam çalışıyor,  mesela kış vakti ne dayanmış, odunları kesilecek, ya da kömür evine koyulacak, O adamın hafta sonu, sadece pazar günü ya da cumartesi günü vakti var, öbür günler işte çalışıyor, o günde evinde çalışıp evinin odununu yaracak  kesecek  evine koyacak değil mi, çalışacak o gün, cumartesi günü bir vakti var, imkanı var, O adam ne gün çalışsın başka, o gün musa vakti ceza gerekiyordu, çünkü cumartesi tatilinin unutulmaması için, bugün Artık ihtiyacı olan onu birkaç kişinin delmesi çalışması, cumartesi pazar tatiline helal ve  zarar vermez, Ancak bu Global olaraktan, dünyadan Biz tatili kaldırıyoruz, insanlar eşek gibi çalışacak dersek, o zaman ceza olur, yani burada biraz kaba oldum da kusura bakmayın.<br />
<br />
<br />
Ramazan orucu hakkında bir söylem geliştirilmiş ki bütün  organlarımıza oruç tutturmanız gerekiyormuş.<br />
Halbuki oruç diyettir dedik, çünkü hıristiyanlara oruç et yememek olaraktan verilmiş, ve hatta "Gründonnerstag" diye bir gün vardır, yani yeşillik perşembesi, o gün ıspanak pişirirler yerler, yani yeşillik ot yiyin demek, Demek ki onların döneminde, Afedersiniz Hınzır, yani domuz çok idi, Ve Hınzır eti kesip kesip yediler, ve her şeyin Fazlası zarar, etin fazlası da zarar olduğu için, Allah eti çok yediniz, biraz da ot yiyin diyerekten, onlara et orucu tutmalarını önerdi, bu onların cenneti kazanması için değil, dünyada sıhhat bulmaları içindi, ve fikriyat Olsun, vahşilik olsun, ve insanlık olsun, Bundan yani, et yiyen vahşi olur, ama anlatmıştık, Şahin et yer deve ot yer,  et yemek gözleri kuvvetlendirir, ot yemek kasları kuvvetlendirir diye anlatmıştık, ve eti çok yedin Gözlerin çok kuvvetli fakat, kasların zayıf olduğu zaman, gözünün kuvvetli olması seni sıhhatli kılmaz, ve Demek ki o devirde İsa efendimizin vakti zayıf insanlar vardi et yedliklerinden zayıf, gözleri kuvvetli olsa ne fark eder, avını  avlayacak kadar kuvvetli değil, bu sefer kaslar kuvvetli değil, Allah da biraz da ot yiyin, Yani oradaki ıspanaktan ya da yeşilliklerden yiyin,  biraz Ot yiyin ki kaslarınız kuvvetlensin dedi, ve bize ise Allah, Hz. İbrahim'den bu yana Kurbanda et kesip de yiyin diyor, çünkü Bizim milletimiz fakir, soğan ekmek ile idare eden insanlar, Müslümanların çoğunluğu et bulamaz, evine et girmez, zenginler et kessin ki, biraz da fakire fukaraya da dağıtıında, onların da gözleri kuvvetli  olsun gözleri Sağlık olsun diyerekten, fakir ama gözleri kör olmuş, neden fakirlikten, et yememiş, yani doğal olaraktan insanların hepsi sağlıklı olsun istiyor Cenabı Mevla. yine Teravih namazı hususunda, ya da oruç hususunda, Adam Burada benim taş ocağında çalıştığım sıralar, hatta Avusturyaya ilk geldiğimde, Avusturya'da arkadaşım vardı, Bulut amca vardı, Ramazan geldimiydi alkolü keserdi, normalinde bira içerdi  Gast House gittiğinde,  Ama Ramazan geldi mi alkole karşı ağzını tutardı, alkol almazdı, oruç tutmaz di ama, tutamaz idi zayıftı, ama en azından alkol almazdı, Fakat daha bayram günü tekrar bira içmeye başlardı, Yani hani Miraç'ta gecesinde, Kadir gecesinde, bir gece Milyoner oluverecek Müslümanlar var ya, bir gecelik Müslüman, işte böyle bir aylık müslümanlar da var, bir ay her şeyden kıs, Ramazan çıktı mı, Her melameti yap,  Bu insanlık değil kardeşim. oruçtan kasıt zaten diyet dedik. ya insanın sıhhat bulması. ve adam şimdi bugün sabah namazı öğle namazı akşam namazı farz iken, camiye gitmez de, Ramazan geldi miydi, Teravih namazı sünnettir, Teravih namazı kılmak için, akşam kısa ya, Yemeği yer yemez abdestini alır, ayakkabılarını dışarıda giyerek ten camiye koşar, yani pabuçlarını dışarıda giyer, o kadar ehemmiyetliymiş yani, halbuki Teravih namazı sünnet, yapsanda olur yapmasanda, sünnet farz değil ki, Fransa Kraliçesi meşhur Marie Antoinette, kadının “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği gibi farzı koyup da sünnete koşan Müslümanlar, ekmek bulamayana peyniri yesin der gibi, pasta yesin hikayesi, farzı Kıl Kardeşim sen, farzı kılmazken sünnete mi  koşuyorsun sen, tamam kılınmasın değil ama, ekmek temel gıda iken ve bulmazken ne oluyorda  peynirle beslenmek fikrine uydun. pasta ile beslenmek gibi bir şey, Bazıları öyledir zengin sıpacıklar,  yada hereli çocuklar, hep abur cubur yer, zengin çocuklar öyle alışmıştır, Çikolata bisküvi, normal gıda almaz, Çikolata bisküvi ile idare eder hayatını, ve bunların namazıda böyle işte, teravih kılan Öğlen namazını kılmaz. Bir gecelik Müslüman, 1 aylık Müslüman, Ramazan çıktı mı Camiye de uğramaz, sen onu Yatsı namazında Göremezsin Bir daha. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 14 Mayıs 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43356</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:52:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43356</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43355</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:50:26 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43355</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43354</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:48:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43354</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43353</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:16:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43353</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43314</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:58:43 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43314</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394276430.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394276430.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Merhaba Dostlar Ben Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Çok Eskiden Kuran hatmederken Kurandaki bu konuyla ilgili konuya rastladım 2 ayrı ayet ve dua gördüm bu konuda dikkatimi çeken : <br />
Kuranda böyle bir musibete düçar olan iki peygamber örnek verilir <br />
birincisi Hz ibrahim in karısı Sare den çocuğu olmaz, bu konudaki örnek Kıssa daki çözüm, ikisinin uyumlu olmaması sebebiyle ve, her nedense Sarede ki geçici bir kısırlık sebebiyle, çocukları olmaz ve, Sare annemiz kusurun kendinde olduğunu anlayınca, Hz ibahime  başka kadın alıp, soyunu devam ettirmesine, kendisi müsade eder ve, Hacer annemizi kendine ve ona eş yapar, ve tespiti doğrudur.<br />
<br />
Eş değiştirince, Hz. ibrahimin Hacer den ismail isminde bir çocuğu olur. Buna sebeb ise birinci olarak<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Hz ibrahimin Duasıdır, o dua  şu şekildedir<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamberimiz Rabbimize salih bir evlat sahibi olmak için aşağıdaki Âyeti Kerime ile dua etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi heb lî mines sâlihîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT-100. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.Sebeb ve Yöntem:</span></span> Kusurlu Eşi değiştirdi.<br />
<br />
Sonra ikisininde Rabblerine Teslim oluşlarından memnun olan Rabbimiz, Lut ümmetini helaka gönderdiği melekler ile, Sare annemizin kısırlığı, bir mucize olaraktan, o Meleklerce, veya Cebrail tarafından tedavi edildi ve, Rabbimiz Hz. ibrahime bir de ishak ı bağışladı yani Sare annemizinde bir çocuğu oldu sonunda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Tedavisi mümkün ise erkek veya kadının tedavı olması yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi iKiNCi ÖRNEK KARISI KISIR OLAN ZEKERiYA ALEYHiSSELAM</span></span><br />
<br />
Zekeriya Aleyhiiselam yaşlanmıştır, karısı doksan yaşına gelmiştir, ve hala çocukları olmamıştır, ve soyunun kesilmesinden korkan  Zekeriya Aleyhiiselam Rabbine şöyle niyaz eder :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ve hani Zekeriyya da Rabbine şöyle nidâ etmişti "Rabbim  beni yalnız bırakma, ve Sen varis yani mirascı bırakanların en hayırlısısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 89. ayet)</span> </span><br />
<br />
Daha sonrada şöyle niyaz ederek Rabbbinden bir evlat istemişti :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
</span><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء</span><br />
</span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbehu, kâle "rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, Rabbi inneke semîud duâi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN-38. ayet)</span></span><br />
<br />
ve Rabbimiz 90 yaşındaki kocakarı kadından, ihtyar adam olan Zekeriya Aleyhiiselam a Yahya isimli bir çocuk bağışladı ve, onunda yine kuranda Melek tedeavisi ile olduğu anlatılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekeriya  aleyhisselam a gelen meleklerin Çocuk Haberi vermesi hadisesi</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın Yahya İle Müjdelenmesi<br />
<br />
O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tanolan bir kelimeyi (isa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 39)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Allah buyurdu:)</span></span><br />
<br />
"Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım." Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır." Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (Çocuğun<br />
doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.- Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem Suresi, 7-15)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Zekeriya)</span></span><br />
"Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 41) </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi ÜÇÜNCÜ ÖRNEK MERYEM VE iSA ALEYHiSSELAM YÖNTEMi</span></span><br />
<br />
İmran'ın karısı, Mesih'in annesi İmran kızı Meryem'e hamile kalır. Karnındaki bebeği, doğurduğu zaman özgür kılınmış olarak mescide hizmet etmek üzere adar. O, karnındaki bebeğin erkek olduğunu sanır. Çocuğu doğurup kız olduğunu anlayınca üzülür, iç geçirir. Sonra ona, "hizmet eden kadın" anlamına gelen "Meryem" adını verir. Meryem doğmadan önce babası ölür. Annesi onu mescide getirir ve kâhinlere teslim eder. Hz. Zekeriya da aralarındadır. Onun sorumluluğunu yüklenme hususunda birbirleriyle tartışırlar. Sonunda kura çekme hususunda anlaşırlar. Kura amacıyla oklar çektiklerinde kura Zekeriya'ya çıkar. Bunun üzerine Zekeriya onun sorumluluğunu üstlenir. Erişkinlik çağına gelince, onu diğer kâhinlerden ayıracak şekilde araya bir perde çekerler. Meryem bu özel bölmede Allah'a ibadet ederdi. Sadece Zekeriya yanına girebilirdi. Zekeriya mihrapta onun yanına girdiği her seferinde yanında bir rızk bulurdu. Zekeriya; "Bunlar sana nereden geldi ey Meryem?" diye sorardı. O da; "Allah katından. Allah dilediğine hesapsız rızk verir." cevabını verirdi. Meryem (s.a) doğru sözlüydü. Allah tarafından günahlardan korunmuştu, masumeydi. Tertemizdi, arınmış ve seçilmişti. Meleklerin konuştuğu bir muhaddesti. Melekler ona; "Allah seni seçti ve arındırdı." demişlerdi. O, Rabbine gönülden boyun eğendi ve Allah'ın âlemlere olan ayetlerindendi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 35-44; Meryem, 16; Enbiya, 91; Tahrim, 12)</span></span><br />
<br />
O, kendisine ayrılan özel bölmesinde bulunduğu bir sırada yüce Allah ona Ruh'u (Cebrail) gönderdi. Ruh ona normal bir insan olarak göründü. Ruh, Allah tarafından kendisine elçi olarak gönderildiğini ve görevinin Allah'ın izniyle ona babasız olarak bir çocuk bahşetmek olduğunu söyledi. Çocuğunun göstereceği göz kamaştırıcı mucizeleri müjdeledi. Yüce Allah'ın, onun oğlunu Ruhul Kudüs'le destekleyeceğini, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini, yüce Allah'ın apaçık ayetler desteğinde onu İsrailoğullarına elçi olarak göndereceğini haber verdi. Onun misyonunu ve kıssasını anlattı. Sonra Ruh ona üfledi. Böylece normal bir şekilde gebe kalan bir kadın gibi çocuğuna gebe kaldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 45-51)</span></span><br />
<br />
Sonra Meryem, onunla ıssız bir yere çekildi. Doğum sancıları onu bir hurma dalına doğru sürükledi. "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." dedi. Altından bir ses ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin ayağının altında bir ark akıtmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüverir. Ye, iç gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ona; "Ben Rahman olan Allah'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." de. Böylece onu taşı(Zeker) kavmine geldi." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 20-27) </span></span><br />
<br />
Meryem'in İsa'ya hamile kalması, onu doğurması, İsa'nın konuşması ve diğer varoluşsal özellikleri diğer insanlardan farklı değildi.<br />
Kavmi onu bu halde görünce, onu kınamaya, ayıplamaya başladılar. Çünkü karşılarında gördükleri manzara, bir kadının kocasız olarak gebe kalıp bir çocuk doğurmuş olmasıydı. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşılacak bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz bir kadın değildi." Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?!" Çocuk şunları söyledi: "Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm sürece, bana namazı ve zekatı vasiyet etti; anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimdedir doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 27-33)</span></span><br />
<br />
Hz. İsa'nın henüz beşikteyken yaptığı bu konuşma, ileride zulme ve azgınlığa karşı gerçekleştireceği hareketin, Musa'nın (a.s) şeriatını yeniden canlandırıp pekiştireceğinin, silikleşen kavramları yenileyeceğinin ve hakkında ihtilafa düştükleri ayetleri onlara açıklayacağının bir ön işareti, parlak bir haykırışı niteliğindeydi.<br />
Sonra İsa (a.s) büyüdü, delikanlılık çağına geldi. O ve annesi, herkes gibi yiyip içiyorlardı. Yaşadıkları sürece diğer insanlarda bulunan varoluşsal arazlar, özellikler onlarda da vardı.<br />
Sonra Hz. İsa'ya İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere risalet, peygamberlik verildi. O da bu misyonu yüklenir yüklenmez, onları tevhit dinine davet etti. Şöyle diyordu: "Ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah'ın izniyle bir kuş oluverir. Allah'ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarınızı size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Şu halde O'na ibadet edin."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4.Sebeb ve Yöntem:</span></span>Yani buradaki Hz. Meryem ve isa yöntemi ise Hz Mehdinin şu andaki kulllandığı Rabbimin ona  özel bahşettiği çocuk yampa yöntemi yani.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 5 Ocak 2020 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan Makalesi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394276430.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394276430.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Merhaba Dostlar Ben Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Çok Eskiden Kuran hatmederken Kurandaki bu konuyla ilgili konuya rastladım 2 ayrı ayet ve dua gördüm bu konuda dikkatimi çeken : <br />
Kuranda böyle bir musibete düçar olan iki peygamber örnek verilir <br />
birincisi Hz ibrahim in karısı Sare den çocuğu olmaz, bu konudaki örnek Kıssa daki çözüm, ikisinin uyumlu olmaması sebebiyle ve, her nedense Sarede ki geçici bir kısırlık sebebiyle, çocukları olmaz ve, Sare annemiz kusurun kendinde olduğunu anlayınca, Hz ibahime  başka kadın alıp, soyunu devam ettirmesine, kendisi müsade eder ve, Hacer annemizi kendine ve ona eş yapar, ve tespiti doğrudur.<br />
<br />
Eş değiştirince, Hz. ibrahimin Hacer den ismail isminde bir çocuğu olur. Buna sebeb ise birinci olarak<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Hz ibrahimin Duasıdır, o dua  şu şekildedir<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamberimiz Rabbimize salih bir evlat sahibi olmak için aşağıdaki Âyeti Kerime ile dua etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi heb lî mines sâlihîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT-100. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.Sebeb ve Yöntem:</span></span> Kusurlu Eşi değiştirdi.<br />
<br />
Sonra ikisininde Rabblerine Teslim oluşlarından memnun olan Rabbimiz, Lut ümmetini helaka gönderdiği melekler ile, Sare annemizin kısırlığı, bir mucize olaraktan, o Meleklerce, veya Cebrail tarafından tedavi edildi ve, Rabbimiz Hz. ibrahime bir de ishak ı bağışladı yani Sare annemizinde bir çocuğu oldu sonunda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Tedavisi mümkün ise erkek veya kadının tedavı olması yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi iKiNCi ÖRNEK KARISI KISIR OLAN ZEKERiYA ALEYHiSSELAM</span></span><br />
<br />
Zekeriya Aleyhiiselam yaşlanmıştır, karısı doksan yaşına gelmiştir, ve hala çocukları olmamıştır, ve soyunun kesilmesinden korkan  Zekeriya Aleyhiiselam Rabbine şöyle niyaz eder :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ve hani Zekeriyya da Rabbine şöyle nidâ etmişti "Rabbim  beni yalnız bırakma, ve Sen varis yani mirascı bırakanların en hayırlısısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 89. ayet)</span> </span><br />
<br />
Daha sonrada şöyle niyaz ederek Rabbbinden bir evlat istemişti :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
</span><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء</span><br />
</span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbehu, kâle "rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, Rabbi inneke semîud duâi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN-38. ayet)</span></span><br />
<br />
ve Rabbimiz 90 yaşındaki kocakarı kadından, ihtyar adam olan Zekeriya Aleyhiiselam a Yahya isimli bir çocuk bağışladı ve, onunda yine kuranda Melek tedeavisi ile olduğu anlatılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekeriya  aleyhisselam a gelen meleklerin Çocuk Haberi vermesi hadisesi</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın Yahya İle Müjdelenmesi<br />
<br />
O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tanolan bir kelimeyi (isa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 39)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Allah buyurdu:)</span></span><br />
<br />
"Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım." Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır." Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (Çocuğun<br />
doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.- Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem Suresi, 7-15)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Zekeriya)</span></span><br />
"Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 41) </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi ÜÇÜNCÜ ÖRNEK MERYEM VE iSA ALEYHiSSELAM YÖNTEMi</span></span><br />
<br />
İmran'ın karısı, Mesih'in annesi İmran kızı Meryem'e hamile kalır. Karnındaki bebeği, doğurduğu zaman özgür kılınmış olarak mescide hizmet etmek üzere adar. O, karnındaki bebeğin erkek olduğunu sanır. Çocuğu doğurup kız olduğunu anlayınca üzülür, iç geçirir. Sonra ona, "hizmet eden kadın" anlamına gelen "Meryem" adını verir. Meryem doğmadan önce babası ölür. Annesi onu mescide getirir ve kâhinlere teslim eder. Hz. Zekeriya da aralarındadır. Onun sorumluluğunu yüklenme hususunda birbirleriyle tartışırlar. Sonunda kura çekme hususunda anlaşırlar. Kura amacıyla oklar çektiklerinde kura Zekeriya'ya çıkar. Bunun üzerine Zekeriya onun sorumluluğunu üstlenir. Erişkinlik çağına gelince, onu diğer kâhinlerden ayıracak şekilde araya bir perde çekerler. Meryem bu özel bölmede Allah'a ibadet ederdi. Sadece Zekeriya yanına girebilirdi. Zekeriya mihrapta onun yanına girdiği her seferinde yanında bir rızk bulurdu. Zekeriya; "Bunlar sana nereden geldi ey Meryem?" diye sorardı. O da; "Allah katından. Allah dilediğine hesapsız rızk verir." cevabını verirdi. Meryem (s.a) doğru sözlüydü. Allah tarafından günahlardan korunmuştu, masumeydi. Tertemizdi, arınmış ve seçilmişti. Meleklerin konuştuğu bir muhaddesti. Melekler ona; "Allah seni seçti ve arındırdı." demişlerdi. O, Rabbine gönülden boyun eğendi ve Allah'ın âlemlere olan ayetlerindendi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 35-44; Meryem, 16; Enbiya, 91; Tahrim, 12)</span></span><br />
<br />
O, kendisine ayrılan özel bölmesinde bulunduğu bir sırada yüce Allah ona Ruh'u (Cebrail) gönderdi. Ruh ona normal bir insan olarak göründü. Ruh, Allah tarafından kendisine elçi olarak gönderildiğini ve görevinin Allah'ın izniyle ona babasız olarak bir çocuk bahşetmek olduğunu söyledi. Çocuğunun göstereceği göz kamaştırıcı mucizeleri müjdeledi. Yüce Allah'ın, onun oğlunu Ruhul Kudüs'le destekleyeceğini, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini, yüce Allah'ın apaçık ayetler desteğinde onu İsrailoğullarına elçi olarak göndereceğini haber verdi. Onun misyonunu ve kıssasını anlattı. Sonra Ruh ona üfledi. Böylece normal bir şekilde gebe kalan bir kadın gibi çocuğuna gebe kaldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 45-51)</span></span><br />
<br />
Sonra Meryem, onunla ıssız bir yere çekildi. Doğum sancıları onu bir hurma dalına doğru sürükledi. "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." dedi. Altından bir ses ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin ayağının altında bir ark akıtmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüverir. Ye, iç gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ona; "Ben Rahman olan Allah'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." de. Böylece onu taşı(Zeker) kavmine geldi." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 20-27) </span></span><br />
<br />
Meryem'in İsa'ya hamile kalması, onu doğurması, İsa'nın konuşması ve diğer varoluşsal özellikleri diğer insanlardan farklı değildi.<br />
Kavmi onu bu halde görünce, onu kınamaya, ayıplamaya başladılar. Çünkü karşılarında gördükleri manzara, bir kadının kocasız olarak gebe kalıp bir çocuk doğurmuş olmasıydı. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşılacak bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz bir kadın değildi." Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?!" Çocuk şunları söyledi: "Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm sürece, bana namazı ve zekatı vasiyet etti; anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimdedir doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 27-33)</span></span><br />
<br />
Hz. İsa'nın henüz beşikteyken yaptığı bu konuşma, ileride zulme ve azgınlığa karşı gerçekleştireceği hareketin, Musa'nın (a.s) şeriatını yeniden canlandırıp pekiştireceğinin, silikleşen kavramları yenileyeceğinin ve hakkında ihtilafa düştükleri ayetleri onlara açıklayacağının bir ön işareti, parlak bir haykırışı niteliğindeydi.<br />
Sonra İsa (a.s) büyüdü, delikanlılık çağına geldi. O ve annesi, herkes gibi yiyip içiyorlardı. Yaşadıkları sürece diğer insanlarda bulunan varoluşsal arazlar, özellikler onlarda da vardı.<br />
Sonra Hz. İsa'ya İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere risalet, peygamberlik verildi. O da bu misyonu yüklenir yüklenmez, onları tevhit dinine davet etti. Şöyle diyordu: "Ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah'ın izniyle bir kuş oluverir. Allah'ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarınızı size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Şu halde O'na ibadet edin."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4.Sebeb ve Yöntem:</span></span>Yani buradaki Hz. Meryem ve isa yöntemi ise Hz Mehdinin şu andaki kulllandığı Rabbimin ona  özel bahşettiği çocuk yampa yöntemi yani.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 5 Ocak 2020 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan Makalesi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karoglan Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43313</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:55:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43313</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393981990.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393981990.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Nasıl Kesilir? Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Kurban kesiliriken birinci dikkat edilecek husus kesilecek hayvanın eziyet çekmemesini sağlamaktır bunun için İslama Uygun Kurban Nasıl Kesilir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
<br />
Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, Önce diz boyu çukur kazılır ve keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur.  Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür, Boğazı çukurun kenarına getirilir. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, sol  arka ayağı ortaya gelecek ve ön iki ayaklarda iki kenara gelcek şekilde ayaklar birleştirilip bu üçü bağlanır, ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394070080.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394070080.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnni veccehtu vechiye lillezi fatares semavati vel arda hanifen ve ma ene minel muşrikin." <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Enâm Suresi, 79)</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ <br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin." <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Enâm Suresi, 162)</span></span><br />
<br />
Bu ayetlerden sonra, 3 defa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd."</span></span> şeklinde tekbir getirillir ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allahü Ekber"</span></span>  denilerek Besmele çektikten sonra,dikkat sadece besmele değil tekbirli besemele yani "Bismillâhi Allahü Ekber" denir, başka dünya kelamı etmeden ve, başka iş  ile meşgul olmadan, hemen hazırlanan keskin bıçak, hayvanın boynuna çalınır. Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.<br />
<br />
Hayvanın boğazında yemek borusu, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu iki damar ve yemek borusu, nefes borusu bir anda kesilmelidir. ve gırtlağın arka tarafında, normal omurulik kemiklerinden farklı, ve biraz büyük, ve ortasında içe açılan bir delik bulunan, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GIRTLAK kemiği</span></span> vardır. Omuriliğin ve onun içinden, sinir teli geçer ki, beyine, ayaklar ve diğer organların hareketini sağlayan, sinyalleri ileten, sinir teli, yani ilik veya mundarilik. Ve son işlem olaraktan, bu kemiğin delik yerinden, o mundarilik kesilerekten,  mundariliğin yukarı ile yani beyin ile bağlantısı koparılır ki, hayvanın alt kısımları ve organları keslirken ve derisi yüzülürken, o organlar ve derisi, beyine sinyal yollayıpta, acı çekmesin diye, baglantı koparılır, aynen elektrik tesisatındaki, ana sigorta veya şartelin kapatılması gibi, veya bilgisayrarın netzwerk kablosunun fişten çekilirekten internet bağlantsının kesilmesi gibi. Böylece hayvan yüzülürken ve parçalanırken, acı sinyalleri beyne gitmez, ve hayvan acı çekmez. Çünkü kurbanın yüzüldükten sonra en son kafası ayrılır, Yoksa hayvan her bir bıçak darbesini hisseder.<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394041930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394041930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ölüm, insan müdahalesi olmadan kişinin hayatının sona ermesidir. ölüm, Allah indinden Azrail vasıtasıyla gerçekleştirilir. Allah, «De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin ölümü hayatın sonudur</span></span><br />
<br />
Delilleri: İnsan hayatı mevcudiyet ve ademiyet olarak beyin ile irtibatlıdır. Fukaha, kesilen hayvanın hareket etmesini onun tam anlamıyla hayata sahip olduğunu gösteren bir delil olarak itibara almaz. Bu meseleyi konunun uzmanlarına (ehli zikr) sormak gerekir. Tabipler beyin ölümünün nihai ölüm anlamına geldiğini söylemektedirler. Ruh bedene beyin vasıtasıyla hükmeder. Eğer beyindeki en önemli kısım olan beyin sapı fonksiyonunu kaybederse ruhun beden üzerindeki kontrolü sona erer, ruh bedenden çıkar ve Azrail ruhu kabzeder.<br />
<br />
Ölüm anı ve ölüm sonrasında yaşananlarla ilgili sürdürülen çalışmalar dahilinde de vücudun verdiği tepkiler gözlemlendi. Ortaya çıkan sonuçsa pek çok kişiyi ürküttü..[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öldükten sonra neler oluyor?</span></span><br />
<br />
ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia ölümden sonra beynin çalışmaya devam ettiğini söyledi.<br />
<br />
Ölümden sonra hayat var mı? sorusunu gündeme getiren olay Kanada'da yaşanmıştı. Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Açıklanamayan vakada, hastanın ölmesinden sonra beyin aktivitesi 10 dakika boyunca kaydedilmişti.<br />
<br />
Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Ölümden sonra beynin çalıştığını iddia eden bir diğer bilgi de ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia'dan geldi. Dr. Parnia'ya göre ölümden sonra beyin çalışmaya devam ediyor.<br />
Dr. Parnia, "Beyin öldükten sonra da çalışmaya devam ediyor, insanlar öldüklerinin farkında oluyorlar" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
Bir kişinin bilincinin öldükten sonra da devam ettiğini keşfeden uzmanlar, kalbi duran yani teknik olarak ölen sonra yeniden canlandırılan 330 hastadan 140'ı üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi.<br />
Araştırmaya göre; bu kişilerin yüzde 39'unun kalbi durduktan sonra bilinçlerinin bir dereceye kadar açık olduğu belirtildi.<br />
Kalbi yeniden çalıştırılan bu kişiler bir süre etraflarında olan biteni görüyor, duyuyor ve sağlık görevlilerinin kendisi için 'öldü' dediğini dahi işitebiliyor.<br />
Kalp durduğunda beyne kan gitmiyor ve beyin sapı refleksleri de ortadan kalkıyor.<br />
Beynin korteks adı verilen, şuurdan ve beş duyu ile elde edilen bilgilerin işlenmesinden sorumlu olan kısmı da kalp durduktan sonraki 2-20 saniye hiçbir aktivite göstermiyor yani beyin dalgaları ortadan kalkıyor.<br />
<br />
Beyin hücrelerinde ölümle sonuçlanacak olan bir dizi değişiklikler başlıyor ama beynin tamamen ölmesi kalp durduktan birkaç saat sonra gerçekleşiyor.[2]<br />
<br />
işte bu yüzden,  hayvan ölsede, beyni daha iki üç saat haala aktif durumda, ve sinirlerdeki bağlantı kopmayınca da, vücudun diğer organlarındaki acı hissi, haala beyne iletilmeye devam etmekde. çünkü evdeki elektrik hattı sökülmedikce, veya bağlantı kesilmedikce, veya ana sigorta veya şartelin kapatılması ile ancak bağlantı kesilir, yoksa hattın ucundaki bir cihazın yada lambanın bozulması, elektriğin o cihaza kadar iletilmediğinin alameti değildir, hat sadece o bozuk cihazda kesilmiştir, diğer heryerde nasıl elektrik akımı ve fonksiyon devam ettiği gibi, yani mutfak lambası defekt olup patlayınca, oturma odasındaki lambada yanmıyor değil, yada mutfaktaki elektrikli fırın calışmıyor değil, değilmi? aynen böyle, hayvanın boğazının, ve nefes borusunun, ve damarlarının kesilmesi ilede, beyin hemen ölmez, sinirler yani kablolar sabit olduğu müdetce, işte beyine sinyaller gitmeye devam eder, o yüzden mundarilik, yani kemiklerin içinden geçen sinir sistemi teli yada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">biyolojik elektrik kablosu</span> </span>(mundar ilik) kesilerekten, hayvanın yüzülürken acıyı hissetmemesi sağlanmlıdır. Çünkü dini edeb ve usulde, Kurban edilen hayvanın kafası, bedeninden, en son koparılmalıdır. Zaten o yüzden dışarda kendi ölmüş bir hayvana bizler mundar deriz, ve o et yenmez, mundardır,  mundar et yenmez, haramdır deriz, çünkü onun mundar iliği kesilmediği için, mundar olmuştur. Ve eğer tüfekle vurulan bir ördeği, köpek tutup gelse bile, daha can çıkmadan, hemen avcının işte besmele ve tekbir ile boğazını koparması gerekir, işte zaten hayvanlarda, o resimdeki gösterdiğim, mundar iligini kesebilcek deliği olan kemik, ancak ehil ve eti yenen hayvanlarda mevcuttur, ve domuz gibi hepten mundar hayvanlarda zaten mevcutta değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI YAPILAN SAYFALAR</span></span><br />
<br />
[1] gercekhayat<br />
[2] mynet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 06 Ağustos 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393981990.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393981990.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Nasıl Kesilir? Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Kurban kesiliriken birinci dikkat edilecek husus kesilecek hayvanın eziyet çekmemesini sağlamaktır bunun için İslama Uygun Kurban Nasıl Kesilir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
<br />
Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, Önce diz boyu çukur kazılır ve keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur.  Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür, Boğazı çukurun kenarına getirilir. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, sol  arka ayağı ortaya gelecek ve ön iki ayaklarda iki kenara gelcek şekilde ayaklar birleştirilip bu üçü bağlanır, ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394070080.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394070080.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnni veccehtu vechiye lillezi fatares semavati vel arda hanifen ve ma ene minel muşrikin." <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Enâm Suresi, 79)</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ <br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin." <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Enâm Suresi, 162)</span></span><br />
<br />
Bu ayetlerden sonra, 3 defa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd."</span></span> şeklinde tekbir getirillir ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allahü Ekber"</span></span>  denilerek Besmele çektikten sonra,dikkat sadece besmele değil tekbirli besemele yani "Bismillâhi Allahü Ekber" denir, başka dünya kelamı etmeden ve, başka iş  ile meşgul olmadan, hemen hazırlanan keskin bıçak, hayvanın boynuna çalınır. Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.<br />
<br />
Hayvanın boğazında yemek borusu, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu iki damar ve yemek borusu, nefes borusu bir anda kesilmelidir. ve gırtlağın arka tarafında, normal omurulik kemiklerinden farklı, ve biraz büyük, ve ortasında içe açılan bir delik bulunan, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GIRTLAK kemiği</span></span> vardır. Omuriliğin ve onun içinden, sinir teli geçer ki, beyine, ayaklar ve diğer organların hareketini sağlayan, sinyalleri ileten, sinir teli, yani ilik veya mundarilik. Ve son işlem olaraktan, bu kemiğin delik yerinden, o mundarilik kesilerekten,  mundariliğin yukarı ile yani beyin ile bağlantısı koparılır ki, hayvanın alt kısımları ve organları keslirken ve derisi yüzülürken, o organlar ve derisi, beyine sinyal yollayıpta, acı çekmesin diye, baglantı koparılır, aynen elektrik tesisatındaki, ana sigorta veya şartelin kapatılması gibi, veya bilgisayrarın netzwerk kablosunun fişten çekilirekten internet bağlantsının kesilmesi gibi. Böylece hayvan yüzülürken ve parçalanırken, acı sinyalleri beyne gitmez, ve hayvan acı çekmez. Çünkü kurbanın yüzüldükten sonra en son kafası ayrılır, Yoksa hayvan her bir bıçak darbesini hisseder.<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394041930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394041930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ölüm, insan müdahalesi olmadan kişinin hayatının sona ermesidir. ölüm, Allah indinden Azrail vasıtasıyla gerçekleştirilir. Allah, «De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin ölümü hayatın sonudur</span></span><br />
<br />
Delilleri: İnsan hayatı mevcudiyet ve ademiyet olarak beyin ile irtibatlıdır. Fukaha, kesilen hayvanın hareket etmesini onun tam anlamıyla hayata sahip olduğunu gösteren bir delil olarak itibara almaz. Bu meseleyi konunun uzmanlarına (ehli zikr) sormak gerekir. Tabipler beyin ölümünün nihai ölüm anlamına geldiğini söylemektedirler. Ruh bedene beyin vasıtasıyla hükmeder. Eğer beyindeki en önemli kısım olan beyin sapı fonksiyonunu kaybederse ruhun beden üzerindeki kontrolü sona erer, ruh bedenden çıkar ve Azrail ruhu kabzeder.<br />
<br />
Ölüm anı ve ölüm sonrasında yaşananlarla ilgili sürdürülen çalışmalar dahilinde de vücudun verdiği tepkiler gözlemlendi. Ortaya çıkan sonuçsa pek çok kişiyi ürküttü..[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öldükten sonra neler oluyor?</span></span><br />
<br />
ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia ölümden sonra beynin çalışmaya devam ettiğini söyledi.<br />
<br />
Ölümden sonra hayat var mı? sorusunu gündeme getiren olay Kanada'da yaşanmıştı. Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Açıklanamayan vakada, hastanın ölmesinden sonra beyin aktivitesi 10 dakika boyunca kaydedilmişti.<br />
<br />
Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Ölümden sonra beynin çalıştığını iddia eden bir diğer bilgi de ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia'dan geldi. Dr. Parnia'ya göre ölümden sonra beyin çalışmaya devam ediyor.<br />
Dr. Parnia, "Beyin öldükten sonra da çalışmaya devam ediyor, insanlar öldüklerinin farkında oluyorlar" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
Bir kişinin bilincinin öldükten sonra da devam ettiğini keşfeden uzmanlar, kalbi duran yani teknik olarak ölen sonra yeniden canlandırılan 330 hastadan 140'ı üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi.<br />
Araştırmaya göre; bu kişilerin yüzde 39'unun kalbi durduktan sonra bilinçlerinin bir dereceye kadar açık olduğu belirtildi.<br />
Kalbi yeniden çalıştırılan bu kişiler bir süre etraflarında olan biteni görüyor, duyuyor ve sağlık görevlilerinin kendisi için 'öldü' dediğini dahi işitebiliyor.<br />
Kalp durduğunda beyne kan gitmiyor ve beyin sapı refleksleri de ortadan kalkıyor.<br />
Beynin korteks adı verilen, şuurdan ve beş duyu ile elde edilen bilgilerin işlenmesinden sorumlu olan kısmı da kalp durduktan sonraki 2-20 saniye hiçbir aktivite göstermiyor yani beyin dalgaları ortadan kalkıyor.<br />
<br />
Beyin hücrelerinde ölümle sonuçlanacak olan bir dizi değişiklikler başlıyor ama beynin tamamen ölmesi kalp durduktan birkaç saat sonra gerçekleşiyor.[2]<br />
<br />
işte bu yüzden,  hayvan ölsede, beyni daha iki üç saat haala aktif durumda, ve sinirlerdeki bağlantı kopmayınca da, vücudun diğer organlarındaki acı hissi, haala beyne iletilmeye devam etmekde. çünkü evdeki elektrik hattı sökülmedikce, veya bağlantı kesilmedikce, veya ana sigorta veya şartelin kapatılması ile ancak bağlantı kesilir, yoksa hattın ucundaki bir cihazın yada lambanın bozulması, elektriğin o cihaza kadar iletilmediğinin alameti değildir, hat sadece o bozuk cihazda kesilmiştir, diğer heryerde nasıl elektrik akımı ve fonksiyon devam ettiği gibi, yani mutfak lambası defekt olup patlayınca, oturma odasındaki lambada yanmıyor değil, yada mutfaktaki elektrikli fırın calışmıyor değil, değilmi? aynen böyle, hayvanın boğazının, ve nefes borusunun, ve damarlarının kesilmesi ilede, beyin hemen ölmez, sinirler yani kablolar sabit olduğu müdetce, işte beyine sinyaller gitmeye devam eder, o yüzden mundarilik, yani kemiklerin içinden geçen sinir sistemi teli yada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">biyolojik elektrik kablosu</span> </span>(mundar ilik) kesilerekten, hayvanın yüzülürken acıyı hissetmemesi sağlanmlıdır. Çünkü dini edeb ve usulde, Kurban edilen hayvanın kafası, bedeninden, en son koparılmalıdır. Zaten o yüzden dışarda kendi ölmüş bir hayvana bizler mundar deriz, ve o et yenmez, mundardır,  mundar et yenmez, haramdır deriz, çünkü onun mundar iliği kesilmediği için, mundar olmuştur. Ve eğer tüfekle vurulan bir ördeği, köpek tutup gelse bile, daha can çıkmadan, hemen avcının işte besmele ve tekbir ile boğazını koparması gerekir, işte zaten hayvanlarda, o resimdeki gösterdiğim, mundar iligini kesebilcek deliği olan kemik, ancak ehil ve eti yenen hayvanlarda mevcuttur, ve domuz gibi hepten mundar hayvanlarda zaten mevcutta değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI YAPILAN SAYFALAR</span></span><br />
<br />
[1] gercekhayat<br />
[2] mynet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 06 Ağustos 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Digital Para "Bitcoin Meselesi"]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=43312</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:48:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=43312</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393667010.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393667010.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi, aynı T. E. başkanlık sistemi gibi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yine, bunun ön ayaklarımdan birisi de T.E. siyaseti. yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span></span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Digital Para</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.<br />
<br />
Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.<br />
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 04.11.2019<br />
Original Kar © glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393667010.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393667010.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi, aynı T. E. başkanlık sistemi gibi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yine, bunun ön ayaklarımdan birisi de T.E. siyaseti. yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span></span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Digital Para</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.<br />
<br />
Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.<br />
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 04.11.2019<br />
Original Kar © glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>